
woensdag 30 september 2009
GECMiSTEN GÜNÜMÜZE ARABA TAMPONLARI
GECMİŞTEN GÜNÜMÜZE ARABA TAMPONLARI
Çocukluğumda 1964-1965 yıllarında o zamanlar 8-9 yaşındayım, İstanbul, Aksaray´daki Valide Caminin biraz yukarısındaki Pertevniyal Lisesinin merdivenlerine 3-4 arkadaş oturur, Saraçhane başından Aksaray meydanına doğru gelen arabaları izlerdik. Tabii çoğunlukla Amerikan yapımı olan bu arabalar, bizim için muhteşemdiler. Saraçhane´den gelen arabanın daha ön tamponundan ve farlarından hemen tahminlerimizi yapardık. Birimiz, -58 Chevrolet, diğerimiz, -57 İmpala veya bazen enteresandır üçümüz koro halinde , -56 Chevrolet, diye bağırdığımız olurdu.
Burada anlatmak istediğim, daha çocukken o güzelim adeta tank gibi arabaların bir tamponları vardı ki, endamlı, alimli, metrelerce öteden kendini gösterirdi. Pırıl pırıl arabada duran böyle tampona sahip arabalara hayran hayran bakardık. Hele hele 1957 model Chevrolet´in ön farlarına dikkat edin nazlı bir kız gözü gibidir, adeta kirpikleri vardır...Ama esas önemlisi bu modelin tamponuydu. 3 katli ama tek bir parçadan oluşan bu tampon hem herkesi kendine baktırır hem de arabayı kullanan söföre korkunç bir güven verirdi. Laf aramızda çoğu söförler bazen arabanın parlamasından çok tamponun parlamasına özen gösterirdi o zamanlar.
Adeta, kapı gibi bir tampon arabanızın hem ön tarafında hemde arka tarafında. Her hangi bir çarpışma halinde ilk önce bu tampon sizi kazadan koruyacaktır. Adeta sizin fedayinizdir. Hiç bir şekilde fazla metal kullanmayalım ! diye bir düşünceye girmeyen Chevrolet fabrikası tüm arabaya sağlamlığı monte ederken, tampona da ayrı bir sağlamlık ve güven vermesini düşünmüş.
Eskiden tampon tampona çarpınca önemli değil tamponlar değdi denirdi. Simdi ise tampon yok ki, araba arabaya değdi yani resmen vurmuş oluyor. 1964-1965 lerden gönümüz otomobil dünyasına bakacak olursak, etrafınızdaki arabalara söyle bir bakin, yeni modellerde doğru dürüst bir tampon kaldımi. Yok, simdi tüm cabalar daha aerodinamik bir model, daha hızlı bir model ve daha hafif bir model yapabilmek için. Sebep ise arabanın daha az benzin yakması. Sağlamlığı ise ...boş verin. Benzinin az yakması hesaplanırken, herhangi bir kaza anında sürücünün veya yolcuların gevenlikleri, emniyetleri, hak getire.
Otomobil dünyasına bakarsanız, her buldukları, her yaptıkları yeni modeller son derece güvenli, kazalara karşı dayanıklı. Yok bu modelde söyle koruyucu var yok bu modelde ekstra söyle destek var, vs vs. Görüyoruz, çoğu kazalarda arabaların ne hale geldiğini ne yazık ki bazı kazalarda , insanların cesetleri dahi çıkartılamıyor nerdeyse spatula ile kazıyorlar. Mademki yollarda 120 km HIZ tahdidi varsa o zaman niye 200 yada 280 km hız yapabilen arabalar üretiliyor... Ve bizlerde neden böyle arabaları satın alıyoruz. Bir yerde bir şey var ama ne ?
Merak ediyorum 6 milyarlık bu dünyada bir Allahın kulu bu otomobil fabrikalarına ne bu tampon ne bu araba, nerde sürücünün ve yolcunun can güvenliği diye sormuşluğu var midir. Tek düsündügümüz maalesef, az yaksın da ne olursa, nasıl olursa olsun. Arabalar plastikten yapılıyormuş, tamponlar kalkmış, arabalarda bir kaza halinde güvenceler minimuma inmiş... hiç kimsenin umurunda değil.
Ne yazık ki, böyle satıcıların, bizim gibi alıcıları olur...
Herkese kazasız belasız seyahatler, hele hele Türkiye yollarında...

HANGi MUTFAK
Gecen hafta cuma günü her zaman ki gibi ögle vakti arkadaslar ile klüp lokalinde bulustuk. Her zaman oldugu gibi selâmlasip hâl hatir sorduktan sonra yemege gectik. Genel olarak yemekten sonra tatli faslina gecmeden o günkü konusmaci arkadas, konusunu daha önceden belli ettigi konusmasini yapar. Bu hemen hemen her Rotary Clubunun programidir.
Tatli faslinda konusmaci arkadasimiz bize, insanoglunun olusumu ile baslayan denizciligin gelismesini kendisine verilen 30 dakika icinde anlatmaya calisti. Bastan sona kadar zevk ile dinledigimiz bu konusmada bir cümle kafama takildi " Tüm bu denizcilik maceralarinin temelinde ne altin ne de gümüs meraki yatar, esas sebep baharattir " Dûsünebiliyormusunuz, karabiber, kirmizi biber, tuz, kimyon, köri, tarcin, safran, zencefil ve bunun gibi baharatlar icin haftalarca, aylarca süren zor kosullar altindaki gemi yolculuklarindan sonra Avrupa'ya getirilen baharatlar. SIKI durun, buradaki asil sebep yani bunca baharatin Avrupa'ya gelis sebebi ise Avrupa'da ki yemeklerin tatsiz tuzsuz yani lezzetsiz olmasiymis.
Tabii ki bu haftalarca, aylarca süren zorlu sartlar altindaki ve tehlikeli yolculuk öncesinde gemiye tayfa bulmak cok zormus ama bununda bir kolayini söyle bulmuslar. Meyhanede veya meyhane disinda sizan tüm sarhoslari kaptanlar gemilerine tasitiyorlarmis. Kendisine gelen kisi 3-4 yada 5-6 ay sürecek bir yolculuga gözünü aciyormus. Avrupa'ya getirilen baharatlarin kullanilmasi ile yemekler daha farkli bir lezzet kazanmaya baslamis. Tabii, bu kadar zorluklar altinda getirilen baharatlar pek ucuz degilmis. O zamanin pazarinda satilan baharatlar nerdeyse altin degerinde, el yakiyor. Bu sebepten olusmus bir deyim vardir " Karabiber gibi pahali " lâfi o zamanki karabiber'in pek ucuz olmadiginin bir isaretidir.
Ilerleyen zaman icinde, Cin'lilerin mutfaklarinin lezzeti Marco Polo ve diger seyyahlarin ve denizcilerin sayesinde taninmasi ile insanlarin en önemli sorunu yani bogaz sorunu, daha farkli bir önem kazanmis oldu.
Ruslarin catal, bicak ve kasik gibi mutfak icin en önemli gerecleri bulmalari ile artik mutfak bilhassa Aristokrat cevrede bambaska bir yer yani önemli bir yer edinmistir.Burada hemen Fransa'yi görmeye basliyoruz. Saray mutfaginin tüm dünya mutfagini alt üst eden yemek cesitleri ile Fransa hakli olarak mutfak kültüründe yerini almistir.
Osmanli mutfaginin, cesitli savaslar sonucunda, alinan devletler ve veya kaybedilen topraklar dönemlerinde degisik mutfaklarin etkisi Osmanli mutfagina girmis. Bu mutfaga giren, kabul gören yemekler ile yüzyillar süren bir Imparatorlugun topraklari genislerken muftak kültürüde hakli olarak genislemis ve böylece dünyanin ücüncü lezzetli mutfagi olarak yer etmistir.
Buraya kadar hersey iyi güzel de benim asil derdim baska. Son zamanlarda benim dikkatimi ceken ise Anglo Sakson'larin yemek üzerindeki atilimlari, cabalari daha dogrusu ( haksiz) bir isim yapmalari. Gerek Ingiltere olsun gerek Avustralya olsun cesitli kisilerce TV'den yaptiklari show'lara dayali programlar ile mutfak alaninda bir yer edinmeye calismaktadirlar. Burada kabullenmekte zorlandigim husus ise, yüzyillar boyu hakli bir mutfak kültürü olmus, olusmus devletlerin TV'lerde hic bir sekilde program yapmamalari. Ne böyle bol show'lu, reklamli kisaca hic bir sekilde komersiyel( ticari) programlara agirlik verilerek insanlarin karsilarina cikmamislar, cikmiyorlarda.
Fakat bunun yaninda diger devletlerde ki bilhassa mutfak kültüründen yüzlerce yil uzak olan bazi devletlerin sanki 40 yillik ahciymislar gibi cesitli tipleri televizyona cikartip " otorite " olarak lanse etmeleri. Ve tüm dünyanin " maalesef " bu programlari seyredip bunlari benimsemesi, kopye etmesi hatta bu tipleri bilirkisinin " ahci " olarak kabul etmesi aci olandir.
Bir devlet düsünün, gecimini yüzyillar boyu sadece kolonist olarak yani diger adi ile sömürgeci olarak cesitli ülkelerin üzerinden yapmis. Bir nevi parazit olmus yani iste bu devlet yillarca sömürdügü devletlerin mutfagini kullanmis ve kabul etmis. Yani bir nevi " take away" yapmis. Buna dayanarak hic bir zaman mutfaklari olmamis daha dogrusu mutfak tembeli olan bu mutfak kültüründen uzak devletin icinden cikan kisilerin daha sonra yani yüzyillar sonra global dünyaya televizyon üzerinden bilirkisi olarak seslenmeleri, cesitli yemek tarifleri vermeleri, bence anlasilacak sey degildir.
Bir Osmanli toronu olarak degil, yemek yemeyi hem seven hemde merak eden bir kisi olarak cesitli devletlerin yemeklerini kitaplardan takip ediyorum. Ve gezdigim bir cok ülkelerinde mutfaklarini inceliyorum tabii tamamen bir amatör olarak. Amerika'da sunulan 875 cesit hamburger tabagini bana yemek diye sunamazsiniz. Neymis, hamburger tabaginin kenarina, biraz cips koyup iki tane domates dilimi ve yesil salata yapragi ile süsleyip sunulan tabak ancak böyle bir ülkenin mutfagi olabilir, normaldir.
Diger taraftan da kendi kendime diyorum ki, yüzyillar boyu tembel bir sekilde önlerine getirilen yemekleri yemis ama mutfak konusunda hic bir sekilde caba sarfetmemis viski ülkelerinin yeni yetisme ahcilari icin, aceba diyorum gecmisten adeta özürmü diliyorlar yoksa, " biz bu dünya üzerindeki en önemli seyi nerdeyse görmemisiz" dercesine ? Yeni atilimlar ile ülkelerinde olmayan bir mutfak kültürü icin bir atilim yapip bir seyler kabul ettirebilmek ve bunun yaninda gayet tabii ki bu programlari yapanlarinda bu programlardan milyonlarca dolar kazanmalari.
Burada kendi kendime teselli verircesine diyorum ki, her halde ne Cin ne Fransa ve ne de Türkiye mutfaklari icin bir reklam, bir show bir program yapmiyorlarsa, demekki gereksinimleri yok. Biliyorlar ki mesela sadece bir cerkez tavugu veya hünkârbeyendi, kadinbudu köfte, karniyarik gibi yemekler o igrenc hamburgerleri yemek olarak bile kabul etmez, dönüpte bakmazlar bile, Hele hele o cips ile " dressing" yapilmis hamburgeri... Haci Abdullah, Konyali, Haci Salih ve Romali Apicius...
Gecen hafta cuma günü her zaman ki gibi ögle vakti arkadaslar ile klüp lokalinde bulustuk. Her zaman oldugu gibi selâmlasip hâl hatir sorduktan sonra yemege gectik. Genel olarak yemekten sonra tatli faslina gecmeden o günkü konusmaci arkadas, konusunu daha önceden belli ettigi konusmasini yapar. Bu hemen hemen her Rotary Clubunun programidir.
Tatli faslinda konusmaci arkadasimiz bize, insanoglunun olusumu ile baslayan denizciligin gelismesini kendisine verilen 30 dakika icinde anlatmaya calisti. Bastan sona kadar zevk ile dinledigimiz bu konusmada bir cümle kafama takildi " Tüm bu denizcilik maceralarinin temelinde ne altin ne de gümüs meraki yatar, esas sebep baharattir " Dûsünebiliyormusunuz, karabiber, kirmizi biber, tuz, kimyon, köri, tarcin, safran, zencefil ve bunun gibi baharatlar icin haftalarca, aylarca süren zor kosullar altindaki gemi yolculuklarindan sonra Avrupa'ya getirilen baharatlar. SIKI durun, buradaki asil sebep yani bunca baharatin Avrupa'ya gelis sebebi ise Avrupa'da ki yemeklerin tatsiz tuzsuz yani lezzetsiz olmasiymis.
Tabii ki bu haftalarca, aylarca süren zorlu sartlar altindaki ve tehlikeli yolculuk öncesinde gemiye tayfa bulmak cok zormus ama bununda bir kolayini söyle bulmuslar. Meyhanede veya meyhane disinda sizan tüm sarhoslari kaptanlar gemilerine tasitiyorlarmis. Kendisine gelen kisi 3-4 yada 5-6 ay sürecek bir yolculuga gözünü aciyormus. Avrupa'ya getirilen baharatlarin kullanilmasi ile yemekler daha farkli bir lezzet kazanmaya baslamis. Tabii, bu kadar zorluklar altinda getirilen baharatlar pek ucuz degilmis. O zamanin pazarinda satilan baharatlar nerdeyse altin degerinde, el yakiyor. Bu sebepten olusmus bir deyim vardir " Karabiber gibi pahali " lâfi o zamanki karabiber'in pek ucuz olmadiginin bir isaretidir.
Ilerleyen zaman icinde, Cin'lilerin mutfaklarinin lezzeti Marco Polo ve diger seyyahlarin ve denizcilerin sayesinde taninmasi ile insanlarin en önemli sorunu yani bogaz sorunu, daha farkli bir önem kazanmis oldu.
Ruslarin catal, bicak ve kasik gibi mutfak icin en önemli gerecleri bulmalari ile artik mutfak bilhassa Aristokrat cevrede bambaska bir yer yani önemli bir yer edinmistir.Burada hemen Fransa'yi görmeye basliyoruz. Saray mutfaginin tüm dünya mutfagini alt üst eden yemek cesitleri ile Fransa hakli olarak mutfak kültüründe yerini almistir.
Osmanli mutfaginin, cesitli savaslar sonucunda, alinan devletler ve veya kaybedilen topraklar dönemlerinde degisik mutfaklarin etkisi Osmanli mutfagina girmis. Bu mutfaga giren, kabul gören yemekler ile yüzyillar süren bir Imparatorlugun topraklari genislerken muftak kültürüde hakli olarak genislemis ve böylece dünyanin ücüncü lezzetli mutfagi olarak yer etmistir.
Buraya kadar hersey iyi güzel de benim asil derdim baska. Son zamanlarda benim dikkatimi ceken ise Anglo Sakson'larin yemek üzerindeki atilimlari, cabalari daha dogrusu ( haksiz) bir isim yapmalari. Gerek Ingiltere olsun gerek Avustralya olsun cesitli kisilerce TV'den yaptiklari show'lara dayali programlar ile mutfak alaninda bir yer edinmeye calismaktadirlar. Burada kabullenmekte zorlandigim husus ise, yüzyillar boyu hakli bir mutfak kültürü olmus, olusmus devletlerin TV'lerde hic bir sekilde program yapmamalari. Ne böyle bol show'lu, reklamli kisaca hic bir sekilde komersiyel( ticari) programlara agirlik verilerek insanlarin karsilarina cikmamislar, cikmiyorlarda.
Fakat bunun yaninda diger devletlerde ki bilhassa mutfak kültüründen yüzlerce yil uzak olan bazi devletlerin sanki 40 yillik ahciymislar gibi cesitli tipleri televizyona cikartip " otorite " olarak lanse etmeleri. Ve tüm dünyanin " maalesef " bu programlari seyredip bunlari benimsemesi, kopye etmesi hatta bu tipleri bilirkisinin " ahci " olarak kabul etmesi aci olandir.
Bir devlet düsünün, gecimini yüzyillar boyu sadece kolonist olarak yani diger adi ile sömürgeci olarak cesitli ülkelerin üzerinden yapmis. Bir nevi parazit olmus yani iste bu devlet yillarca sömürdügü devletlerin mutfagini kullanmis ve kabul etmis. Yani bir nevi " take away" yapmis. Buna dayanarak hic bir zaman mutfaklari olmamis daha dogrusu mutfak tembeli olan bu mutfak kültüründen uzak devletin icinden cikan kisilerin daha sonra yani yüzyillar sonra global dünyaya televizyon üzerinden bilirkisi olarak seslenmeleri, cesitli yemek tarifleri vermeleri, bence anlasilacak sey degildir.
Bir Osmanli toronu olarak degil, yemek yemeyi hem seven hemde merak eden bir kisi olarak cesitli devletlerin yemeklerini kitaplardan takip ediyorum. Ve gezdigim bir cok ülkelerinde mutfaklarini inceliyorum tabii tamamen bir amatör olarak. Amerika'da sunulan 875 cesit hamburger tabagini bana yemek diye sunamazsiniz. Neymis, hamburger tabaginin kenarina, biraz cips koyup iki tane domates dilimi ve yesil salata yapragi ile süsleyip sunulan tabak ancak böyle bir ülkenin mutfagi olabilir, normaldir.
Diger taraftan da kendi kendime diyorum ki, yüzyillar boyu tembel bir sekilde önlerine getirilen yemekleri yemis ama mutfak konusunda hic bir sekilde caba sarfetmemis viski ülkelerinin yeni yetisme ahcilari icin, aceba diyorum gecmisten adeta özürmü diliyorlar yoksa, " biz bu dünya üzerindeki en önemli seyi nerdeyse görmemisiz" dercesine ? Yeni atilimlar ile ülkelerinde olmayan bir mutfak kültürü icin bir atilim yapip bir seyler kabul ettirebilmek ve bunun yaninda gayet tabii ki bu programlari yapanlarinda bu programlardan milyonlarca dolar kazanmalari.
Burada kendi kendime teselli verircesine diyorum ki, her halde ne Cin ne Fransa ve ne de Türkiye mutfaklari icin bir reklam, bir show bir program yapmiyorlarsa, demekki gereksinimleri yok. Biliyorlar ki mesela sadece bir cerkez tavugu veya hünkârbeyendi, kadinbudu köfte, karniyarik gibi yemekler o igrenc hamburgerleri yemek olarak bile kabul etmez, dönüpte bakmazlar bile, Hele hele o cips ile " dressing" yapilmis hamburgeri... Haci Abdullah, Konyali, Haci Salih ve Romali Apicius...
Abonneren op:
Reacties (Atom)