SERGiME BEKLiYORUM...
Yakin bir tarihte kendimce bir sergi acmak istiyorum. Ne zamandan beri bunun icin calaismalarda bulunuyordum. Gerci masallah malzeme bulma konusunda hic ama hic te zorlanmadim.
Burada sergilemek istedigim resimler, insanoglunun yerde yaptigi tamamen ve tam naurel bir calisma sekli olan " Balgamli Tükürük Sergisi ".
Insanin önce büyük bir kuvvet ile" hhiirrrrkkk" diye gerinip genzinde, agzinda, bogazinda ne varsa artik yaradana SIGINIP, hhgggaaarrrrkkk ttuuuuuuuuu diye, agzinda 75° lik bir tükürme sekli ile yere dogru o balgami yapistirmasi sizce hic enteresan degilmi, sorarim sizlere ? Yere yapisan o yesilli, sarili balgami birde ayakkabi calismasi ile son bir retüs cekip iyice dagitarak yere daha iyice yayan, yani naturel tuvaline demek istiyorum, bu calismayi resimleyip bir sergi acayim diyorum.
Bazende bir kere yaradana SIGINIP kuvvetlice balgami cikaran kisinin ikinci defa tekrar bogazini temizleyip sonkalanlarida tükürüp yaptigi calismayi tamamlayan bu görüntüleri bir gözünüzün önüne getirsenize muhtesem degilmi ?
Gecen gün gördügüm bir calisma harikaydi. Anlatmadan edemiyecegim, kücük bir simit büyüklügündeki calisma ( uydurmuyorum adamdaki cigerlere bakin) tamamen yere yansimis, hafif yesil balgamin yanina daha koyu yesil balgamlar yer almis, sanki tam bir naturmort calismasi yapiliyor.
Bu renklerin yanina ise, renksiz tükürügünü dekor olarak etrafina yaymis. Burada ki calismaya hic ayak calismasi eklenmemis, tam olarak enfes anliyacaginiz.
Bilhassa okul önlerinde sigarali balgam ve özellikle hastane kapilari önündeki degisik balgam ve tükürük calismalarini bir görmenizi tavsiye ederim. Yerdeki balgamlarin bazilarinin icinde sigara izmariti genc neslinde ART calismalarda ne bicim yönlendigini göstermektedir.
Bu sanat calismalari yapanlarin bazen burnundanda cikardiklari diger bir calisma ki buna TAZZiKLi FISKIRTMA metodu deniyor, bu calisma ürününden sonra ellerine bulasan bu sanat calisma hammaddesini pantalonlarinin arka ceplerine ya da duvarlara sürme sekli görülmeye deger. Bazi ustalarin ise ellerini dahi hic kirletmeden bu calismayi yaptiklari görülmüstür.
Simdiye kadar görülen en güzel resim ise 3 degisik balgamin adeta bir tavada kirilmis 3 yumurta gibi bir yerde durmasi ve adeta bu calismanin icindeki koyu yesilimsi kirmiziya calan orta bölümün estetik bir görünüm vermesi görülmeye deger.
Bu calismalar sadece yurdumun insanina ait degil tabii cok uluslu bir calisma söz konusu. Ve birbirlerine destek verircesine cesitli milletlerden sanatsever kisilerin calismalarini görebiliriz. Cin'lilerin masada yemek yerken yaptiklari yemek arasi calismalari, uzun elbiseli Fas'lilarin yaptiklari, tükür üstüne bas ve git calismalari, bunlarda ayri bir özellik tabii.
Ama kim ne derse desin yinede bizim ustalarimizin calismalarina hic bir ülkenin ustalari su bile dökemez. Dûsünsenize bir kere bu isin degisik versiyonlarini lütfen;
* Tek burun tikanip diger burundan FISKIRTMA
* Daha sonra öteki burundakini de yerdeki calismanin yanina FISKIRTMA
* Yürürken yapilan calismalar
* Oturdugu yerden yapilan calismalar
* Önce bogaz calismasi ve arkasindan tamamlama olarak burun ile bitirme.
Gördügünüz gibi, bunlar size hic te kolay bir calisma gibi gelmiyor degilmi ?
zondag 11 oktober 2009
iCiMiZDEKi YASAM GÜCÜ
iCiMiZDEKi YASAM GÜCÜ
Yasam güzel, yasamak güzel bir sey. Günesin sicakligi, sevdiginin bir öpücügü, annenin, babanin sevgisi, evlâtlarimiz. Kisacasi yanimizda ve cevremizde bizi kusatan onca güzel seylerin olmasi ve bizimde bunlari görebilmemiz ve görmek istememiz güzel bir sey. Hayati güzel yapan bunca seyleri hissedebilmek ve görebilmek en önemlisi.
Fakat böyle bir madalyonun birde diger yüzü var. Icinde bulundugumuz bu olaganüstü yogun gecen modern dönemde yasam hic te kolay degil. Bu sürat caginda herseye ayak uydurmak hic ama hic te kolay degil. Herseyin cabuk olmasi lazim, is yerinizdesiniz ögle paydosunda cabuk cabuk atistirilan sözde " ögle yemegi" aman yemegi cabuk getir ise gec kalmiyayim", yemek acele acele yenir...sabahlari ayri bir telâs, ise gec kalmamak icin...araba cabuk sürülür ise gec kalmamak yada okula yada gidilecek, artik neresi ise...dogru dürüst flört bile yapilamiyor nerdeyse, at bi SMS cabuk olur. Sosyal iliskilerin kopmaya basladigi ve insanlarin kendisini daha izole edip kapanmasi ile kutu gibi ayri dünyalarimizda yasiyoruz.
Yapilan arastirmalarin gelen sonuclari hic ic acici degil adeta facia bouytlarinda. Bilhassa kuzey Avrupa ülkelerinde icinde bulundugu durumdan bunalan ve intihar edenlerin sayisi bugün korkunc boyutta. Söyle bir örnek vermek istersek Belcika gibi kücük bir ülkede intihar eden kisi sayisi 7'yi bulmaktadir. Ne yilliktir bu rakam ne aylik nede haftalik, GÜNDE 7 kisinin intihar ettigi bir ülke... Tabii basi Finlandiya cekmektedir.
Bugün, bir cok doktor, profesör ve " Intihar telefon hatti'nda " calisan bir arkadasim ile 2 saat bu konuyu konustuk. Dûsünebiliyormusunuz, Intihar hattinda gönüllü olarak calisan arkadasimin verdigi bilgiye göre, günde ortalama 30 telefon geliyormus. Cogu, maddi kriz, maddiyata dayanan sorunlar, mutsuzluk, eslerin kavgasi, basarisizlik üzerine dayanan telefonlar.
Yapilan bir arastirmaya göre Hollanda'da intihar olayinin daha az oldugu saptanmis, bunun sonucunu ise ' insanlarin daha cok gereken konusmayi yaptiklari" saptanmis. Yani dertlerini iclerinde tutmuyorlar,gerekli kisiler ile ve gerektigi sekilde konusuyorlarmis.
Bugün duydugum bir olayda icim bir tuhaf oldu; Bir telefon geliyor ve bu vakifta gönüllü olarak calisan arkadasim telefonu aliyor, önce hic bir ses yok ve telefon biraz sessizce durduktan sonra karsi taraf telefonu kapatiyor 5 dakika sonra yeniden telefon caliyor yine arkadasim telefonu aliyor Alo, Alo , karsi taraftan hic ses yok...bekliyor sonunda karsi taraf cekine cekine konusmaya basliyor, bunalimda oldugunu, intihar etmeyi düsündügünü söylüyor. Arkadasim Luc ise son derece sakin bir sekilde, karsi taraf ile komünikasyon kurmayi deniyor tabii daha önceden kurslardan almis oldugu tecrübelerini konusturmaya basliyor. Sonuc ise cok olumlu oluyor. Karsi taraftaki bayan sesi, icindeki birikmis yillarin tüm dertlerini konusarak kusuyor...
Olay ne yazik ki söyle, bu kadincagiz 12 yasindan itibaren babasi tarafindan insest bir iliski icine itiliyor dolayisi ile babasi bu kizcagizi sürekli olarak igfal ediyor. Daha sonra kiz hamile kaliyor ve dogum oluyor. Babasi dogan bu bebegi, kizinin gözünün önünde yani hemde annesinin gözünün önûnde öldürüyor. Yillarca bu olayi icinde tutmus bir kisinin sonunda care olarak bunalima düsüp intihar etmek istemesi, tek düsünce. Ne mutlu ki kadinin ( 35 yasinda) acmis oldugu bu telefon ile saatlerce süren bir konusma ile kadin yeniden hayata döndürülüyor. Uzun bir psikolojik tedavi gördükten sonra simdi kadinin normal hayata döndügünü mutluluk ile söylüyor, arkadasim. Ne mutlu.
Nereye gidiyoruz bu sürat ile, bu sürat ile varilmak istenen hedef ne ? Bu hedef neresi ? Yitirilen insanlik bir tarafa, verilen yasami tam yasiyamamak bir tarafa. Kimisi, sicak bir tarhana corbasi icerken mutluluk alirken, digeri Monaco'da limoges tabaklarda sunulan istakoz corbasina dudak büker.
Insanin yasami mezar tasindaki dogum ile ölüm tarihi arasindaki konulan cizgi kadardir demis, filozofun biri. Kapayin gözünüzü bir an, bulundugunuz yerde hic bir ses olmasin...bir an düsünün, artik yoksun. Sonsuzluga dogru gidis. Bir daha ne günesin sicakligini, ne sevdiginin sarilmasini, dudaklarini, ne annenin ne de babanin sesini, mis gibi taze demli bir cayi yudumlamayi denize karsi, pembenin pembesini, cocugunun gözlerini...artik göremiyeceksin ! Acma daha gözlerini yasarken azicik daha karanlikta tut bir iki dakika daha... O zaman belki daha iyi anlarsin, iki dakika sonrasi gözlerini tekrar acinca, kulagina bir müzik sesi gelince, kisacasi kimi zaman kizdigin sey bile sana simdi hosuna giden sey olarak gelecektir.
Elinden kayip giden hayati tutmaya calisma nasil olsa kayip gidecek ama sen bu GÜZEL HAYATI DOYA DOYA YASA ve cevrene yardimci ol, ol ki hayati devam ettirelim. Hep beraberce.
* Tüm dünyada ki intihar etmek isteyen herkesin gönlüne yasama gücü ver Yarabbim.
Yasam güzel, yasamak güzel bir sey. Günesin sicakligi, sevdiginin bir öpücügü, annenin, babanin sevgisi, evlâtlarimiz. Kisacasi yanimizda ve cevremizde bizi kusatan onca güzel seylerin olmasi ve bizimde bunlari görebilmemiz ve görmek istememiz güzel bir sey. Hayati güzel yapan bunca seyleri hissedebilmek ve görebilmek en önemlisi.
Fakat böyle bir madalyonun birde diger yüzü var. Icinde bulundugumuz bu olaganüstü yogun gecen modern dönemde yasam hic te kolay degil. Bu sürat caginda herseye ayak uydurmak hic ama hic te kolay degil. Herseyin cabuk olmasi lazim, is yerinizdesiniz ögle paydosunda cabuk cabuk atistirilan sözde " ögle yemegi" aman yemegi cabuk getir ise gec kalmiyayim", yemek acele acele yenir...sabahlari ayri bir telâs, ise gec kalmamak icin...araba cabuk sürülür ise gec kalmamak yada okula yada gidilecek, artik neresi ise...dogru dürüst flört bile yapilamiyor nerdeyse, at bi SMS cabuk olur. Sosyal iliskilerin kopmaya basladigi ve insanlarin kendisini daha izole edip kapanmasi ile kutu gibi ayri dünyalarimizda yasiyoruz.
Yapilan arastirmalarin gelen sonuclari hic ic acici degil adeta facia bouytlarinda. Bilhassa kuzey Avrupa ülkelerinde icinde bulundugu durumdan bunalan ve intihar edenlerin sayisi bugün korkunc boyutta. Söyle bir örnek vermek istersek Belcika gibi kücük bir ülkede intihar eden kisi sayisi 7'yi bulmaktadir. Ne yilliktir bu rakam ne aylik nede haftalik, GÜNDE 7 kisinin intihar ettigi bir ülke... Tabii basi Finlandiya cekmektedir.
Bugün, bir cok doktor, profesör ve " Intihar telefon hatti'nda " calisan bir arkadasim ile 2 saat bu konuyu konustuk. Dûsünebiliyormusunuz, Intihar hattinda gönüllü olarak calisan arkadasimin verdigi bilgiye göre, günde ortalama 30 telefon geliyormus. Cogu, maddi kriz, maddiyata dayanan sorunlar, mutsuzluk, eslerin kavgasi, basarisizlik üzerine dayanan telefonlar.
Yapilan bir arastirmaya göre Hollanda'da intihar olayinin daha az oldugu saptanmis, bunun sonucunu ise ' insanlarin daha cok gereken konusmayi yaptiklari" saptanmis. Yani dertlerini iclerinde tutmuyorlar,gerekli kisiler ile ve gerektigi sekilde konusuyorlarmis.
Bugün duydugum bir olayda icim bir tuhaf oldu; Bir telefon geliyor ve bu vakifta gönüllü olarak calisan arkadasim telefonu aliyor, önce hic bir ses yok ve telefon biraz sessizce durduktan sonra karsi taraf telefonu kapatiyor 5 dakika sonra yeniden telefon caliyor yine arkadasim telefonu aliyor Alo, Alo , karsi taraftan hic ses yok...bekliyor sonunda karsi taraf cekine cekine konusmaya basliyor, bunalimda oldugunu, intihar etmeyi düsündügünü söylüyor. Arkadasim Luc ise son derece sakin bir sekilde, karsi taraf ile komünikasyon kurmayi deniyor tabii daha önceden kurslardan almis oldugu tecrübelerini konusturmaya basliyor. Sonuc ise cok olumlu oluyor. Karsi taraftaki bayan sesi, icindeki birikmis yillarin tüm dertlerini konusarak kusuyor...
Olay ne yazik ki söyle, bu kadincagiz 12 yasindan itibaren babasi tarafindan insest bir iliski icine itiliyor dolayisi ile babasi bu kizcagizi sürekli olarak igfal ediyor. Daha sonra kiz hamile kaliyor ve dogum oluyor. Babasi dogan bu bebegi, kizinin gözünün önünde yani hemde annesinin gözünün önûnde öldürüyor. Yillarca bu olayi icinde tutmus bir kisinin sonunda care olarak bunalima düsüp intihar etmek istemesi, tek düsünce. Ne mutlu ki kadinin ( 35 yasinda) acmis oldugu bu telefon ile saatlerce süren bir konusma ile kadin yeniden hayata döndürülüyor. Uzun bir psikolojik tedavi gördükten sonra simdi kadinin normal hayata döndügünü mutluluk ile söylüyor, arkadasim. Ne mutlu.
Nereye gidiyoruz bu sürat ile, bu sürat ile varilmak istenen hedef ne ? Bu hedef neresi ? Yitirilen insanlik bir tarafa, verilen yasami tam yasiyamamak bir tarafa. Kimisi, sicak bir tarhana corbasi icerken mutluluk alirken, digeri Monaco'da limoges tabaklarda sunulan istakoz corbasina dudak büker.
Insanin yasami mezar tasindaki dogum ile ölüm tarihi arasindaki konulan cizgi kadardir demis, filozofun biri. Kapayin gözünüzü bir an, bulundugunuz yerde hic bir ses olmasin...bir an düsünün, artik yoksun. Sonsuzluga dogru gidis. Bir daha ne günesin sicakligini, ne sevdiginin sarilmasini, dudaklarini, ne annenin ne de babanin sesini, mis gibi taze demli bir cayi yudumlamayi denize karsi, pembenin pembesini, cocugunun gözlerini...artik göremiyeceksin ! Acma daha gözlerini yasarken azicik daha karanlikta tut bir iki dakika daha... O zaman belki daha iyi anlarsin, iki dakika sonrasi gözlerini tekrar acinca, kulagina bir müzik sesi gelince, kisacasi kimi zaman kizdigin sey bile sana simdi hosuna giden sey olarak gelecektir.
Elinden kayip giden hayati tutmaya calisma nasil olsa kayip gidecek ama sen bu GÜZEL HAYATI DOYA DOYA YASA ve cevrene yardimci ol, ol ki hayati devam ettirelim. Hep beraberce.
* Tüm dünyada ki intihar etmek isteyen herkesin gönlüne yasama gücü ver Yarabbim.
vrijdag 2 oktober 2009
AFiS

Cannes'da Türkiye’yi temsil edecek ISTANBUL 2010 Konulu Basın Afişi
.
.
Beğendiniz mi afişi?
Türk müyüz, Çinli miyiz ?Erkeklerimiz homoseksüel midir
(üstte yatan transparan tülden pantolon giymiş kadın görünümlü erkeğe dikkat),
Kadınlarımız cariye midir, köle midir?
Bu afiş kesinlikle 2010 yılının Atatürk Cumhuriyetinin Istanbul’unun imajı olmamalıdır
Abonneren op:
Reacties (Atom)