maandag 7 december 2009

BiRAZDA GÜLELiM

> Kavga
> faslı
>
> Karımla alışveriş merkezinde dolaşırken birden
> önümüzden inanılmaz güzel bir kadın geçti. Nasıl
> oldu ben de anlamadım ama ilk defa bir kadına bu derece
> kilitlendim. Bu durumun farkında olan karımın şu
> sözleri ile kendime geldim. "Bakma faslın bittiyse
> kavgaya geçeceğim!"
>
>
>
> Nur
> topu
>
> İşyerinde küpe takan erkek arkadaşımıza babasından
> yorum: "Bir zamanlar nur topu gibi oğlum vardı; nuru
> gitti, topu kaldı!" *******
>
>
>
>
> Toplamda
>
>
> Geçen gece nöbetteyken acile 3 yaşında, para yutmuş
> bir hasta geliyor. Babasına ne kadar yuttuğunu soruyoruz;
> "1 YTL" diyor.. Yapılan tetkikler sonucunda bir
> adet 50 Kuruş ve iki adet 25 Kuruş tespit ediyoruz. Baba
> bir şekilde haklı olduğu için sadece aramızda
> gülüşerek konuyu kapatıyoruz..
>
>
>
> Namaz
>
> Ramazanda cemaat toplanmış, teravihde. Ufaklığın teki
> de annesinin peşine takılmış gelmiş. Namaz
> kılınırken sessiz sessiz olanları izleyen çocuğun
> dudaklarından hayal gücünü ortaya koyan şu cümleler
> dökülüyor. ''Yatın kölelerim! Kalkın
> kölelerim! Yatın kölelerim! Kalkın kölelerim!''
> Cemaat uzun süre secdeden kalkamadı tabi...
> *******
>
>
>
>
> Mesaj
> alındı
>
> "Seviyor musun?" dedim, "Seviyorum."
> dedi. "Ne kadar?" dedim, "Çok." dedi.
> "Ne kadar çok?" dedim. "Her akşam eve gelip
> dırdırını çekecek kadar çok..." dedi. Sustum...
>
>
>
> Potansiyel
> müşteri
>
> Kırmızı ışıkta durduğum anda yanımdan iki
> motosikletli ışık hızında ve tek tekerlek üzerinde
> geçti.. Ben ağzım açık olayı izlerken yanıma yanaşan
> 112 ambulansından doktor camı açtı ve bana:
> ''Gördün mü bizim müşterileri... Hey
> maşallah!'' dedi. ********
>
> 1
> Nisan şakası
>
> 1 Nisan sabahı kocamdan mesaj geldi; "Karıma akşama
> toplantım var diyeceğim. Hazırlan hayatım, yedi gibi
> gelirim." 1 Nisan şakası olduğunu bildiğimden,
> hemen cevap verdim tabii. "Aşkım kocamın akşama
> toplantısı varmış, ev müsait bekliyorum." Sinirden
> köpürmüş, öyle şaka yapılır mıymış? Yaptım
> gitti!
>
>
>
> Tövbe
> ya
>
> Babamı namaz kılmış, dua ederken görünce "Benim
> için de dua et" deyiveriyorum ve babamın cevabıyla
> dumur oluyorum. "Kendisi nerede derse ne diyeyim?"
> ***********
>
>
>
>
> Cadaloz
> kaynana
>
> İş arkadaşımın düğünündeyiz. Nikah kıyılıyor,
> imzalar atılıyor, gelin ve damadı tebrik etmek için
> ayağa kalkıldığında elektrikler kesiliyor. Biz hep
> beraber "Aaaa!" diye tepki gösterirken,
> arkadaşımın annesi oldukça yüksek sesle düşüncesini
> dile getiriyor. "Oğlumun daha ilk dakikadan hayatı
> karardı."
>
>
>
> Sarışının
> hamile hali
>
> Hamile olan sevgili sarışın kuzenim, gebelikle ilgili
> okuduğun; "Bebekler zekalarının %80'ini anneden
> alıyorlar." makalesinden sonra panikle bana dönüp;
> "Ay inanmıyorum. Bana ne kalacak o zaman?" diye
> sorduğunda sana; "Üzülme öyle bile olsa senin
> kaybedeceğin bir şey yok!" diyemedim ya! Lanet olsun
> içimdeki insan sevgisine!
>
>
> 30.000
> bakımı
>
> Yengemin burun ameliyatından sonra elinde bir demet
> çiçekle gelen abimin inceliğini, kurduğu cümleyle daha
> bir iyi anladık. "Hatun kokla bakayım burnun
> çalışıyor mu?"
>
>
>
> Lamba
>
> Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek
> kırmızı ışıkta geçtim. Ardından yurdum polisine
> alkışı hak ettiricek anons: "Bacım o geçtiğin
> gece lambası değildi, çek sağa."
"FAYTON "Çocukluğuma Yolculuk







Bazen kulağımıza gelen eski tanıdık bir müzik ile bazen bir resim, bir tanıdık kişi veya basit bir eşya ile bir an eskilere gidip daldığımız kim bilir kaç kere olmuştur ve halende oluyordur.

Kimisine göre, geçmişi düşünmek, icinde bulunduğun zamandan mutlu olmadığını gösterirmiş. Eğer bunu diyen, içinde bulunduğu zamandan mutlu değilse onu bilemem ama arada sırada geçmişe söyle bir gidip bazı eski güzel hatıraları, güzel şeyleri anımsamak hiçte kötü bir şey olmasa gerek.

Geçenlerde çok sevdiğimiz bir ağabeyim aksam yemeğine davet etti. Çok hoş sohbet ve candan ailenin davetlisi olarak onlara gittik. Ağabeyimizin eşi, şahane bir softa hazırlamış, gecenin geç saatlerine kadar hem uzun uzun sohbet ettik hem de güzel yemeklerden yedik. Bir ara sofraya " kadınbudu köfte " geldi elimde olmadan bir an eskilerden bir anımı hatırladım. Sanki bir an stop düğmeme basılmış gibi kaldım ve 40 sene öncesine gittim.

İlkokulu yatılı olarak okudum İstanbul Yeşilköy Pansiyonlu ilkokulda. Deniz kenarında muhteşem manzaralı bir okuldu. Okuduğum binada tarihteki meşhur AYESTEFANOS(Yeşilköy) antlaşması, Osmanlılar ile Rus´lar arasında 03.03.1878 tarihinde, bu binada yapılmış. Daha sonra yıkıldı ve yerine yeni bir bina yapıldı.
Pazartesi günü çok erkenden kalkıp, rahmetli babaannem ile beraber Aksaray Valide Camiinin sokağındaki evimizden çıkar yürüye yürüye beraberce Yenikapı´daki tren istasyonuna giderdik. Hep evden ayrılmak bana çok hüzünlü gelirdi. Bazen ben onun elini tutardım bırakmamacasına bezende o benim elimi tutar el ele konuşa konuşa giderdik. Bazen elimi iki defa sıkardı, bende onunkini, daha sonra o üç defa sıkardı tabii bende dört defa tabii yine bende birden birbirimizin yüzüne bakar kahkahalar ile gülerdik. (Mekânı cennet olsun.) Tren istasyonuna gelince, beni orada bakliyen öğretmene teslim eder ama gitmez beklerdi taaki, benim arkadaşlarımla, öğretmenimle trene bininceye kadar.


Pazartesi gününden cumartesi öğle´ye kadar o zamanlar derslerimiz vardı. Cumartesi günü son dersden sonra avluya toplanır hep beraber istiklal marşını söyler sonra hep beraber yemekhaneye inilirdi. Ama hepimizi eve gitme sevinci kapladığı icin çoğumuz yemeği unutur biran evvel gitmeyi arzulardık.
Ama bilirdik hain ahcıbaşı Hasan amca, yine yapacağını yapmıştır. Zaten daha sabahtan başlayan" kadınbudu köfte " köfte kızartması kokusu bizi esir etmiştir. Fareli köyün kavalcısı misali biz o kokunun artik esiriydik. Üstelik Hasan amca bir hainlik daha yapıp çıtır çıtır kızarmış patateste yapınca vücudumuzun yarısı bir an evvel eve gitmek derdinde diğeri ise bir an evvel yemekhaneye gitme derdindeydi.
Yemekhanedeki manzara artik komik mi desem yoksa yürekler acısı mı desem bilemiyorum. Bir masada 12 tane çocuk otururdu ve bu masalar çok büyüktü, masa başında oturan, masa sorumlusuydu. Yani yemeği dağıtacaktır, çabuk dağıtması icin çimdikler atılır, ikazlar yapılırdı zavallı aceleden çoğu kez tabak yerine masaya dökerdi köfteleri. Masadaki o, 12 cıvıl cıvıl öğrencilerin halleri halen gözümün önündedir. Hepimiz ayakta yani oturur ile oturmuyor arasında çabuk çabuk yerken sallanan, kocaman kocaman lokmalar yutmaya çalışan bu arada boğulma tehlikesi geçirenler, çabuk çabuk yiyeyim derken yemekten ağzı yananlar, su içmeye çalışanlar, bu arada öğretmenlerimizin,
- çocuklar oturun bakalım, oturarak yiyin yoksa eve göndermeyiz, tehditleri...
Ama nerdee, oturup iki saniye sonra yine ayağa kalkmalar. Kimisinin bir ayağı yere basar diğer ayağı ile yâri oturur vaziyeti ile tabureye oturuyor oturmuyor durusu ile dururdu. Küçük sihirbazlar gibiydik.

Aksam saatlerinde bazen dikkat edin, bir ağaçta yüzlerce kuş toplanmış cıvıl cıvıl sesler çıkararak etrafa hoş bir canlılık verirler. Bizlerde yemekhaneden çıkarken o cıvıl cıvıl kuşlar gibiydik. Biran evvel uçup evlerimize gidebilmek.
Bazılarımızın annesi veya babası araba ile gelip çocuklarını aldığında olurdu ama işin en kral tarafı okul çıkış kapısında topluca birikip ikişer ikişer sıra olup o güzel üniformalarımızla Okulumuzdan Yeşilköy tren istasyonuna kadar yürümek yani dolayısı ile en işlek caddeden yürüyüp insanların arasına karışmak korkunç bir duyguydu. Bezende öğretmenimizin isteği doğrultusunda şarki ya da mars söylerdik. Bazen bana öyle gelirdi ki bütün herkes bize bakıyor, pencerelerden meraklı bakışlar, polislerin bize yolları açması...

Acaba o ülkede hep mi güneş vardı diyorum kendi kendime, bir gün olsun karabulutları, yağmuru hatırlamıyorum. İnanın bana hep güneşli günler aklıma geliyor yoksa ben sadece bahar ve yaz aylarında mı okula gidiyordum...

Bazen babaannem ilerlemiş yaşına rağmen sırf beni mutlu edebilmek icin cumartesi günleri okulun önüne gelirdi bendeki sevinci görmeniz gerekirdi. Bir sarılırdım ona sanki asırlık çınar ağacına sarılırcasına... Okulun önünde bekleyen faytonlara ( Büyükada´daki at arabaları veya İzmir´de kordondaki gibi tek atlı veya çift atlı ) binerdik. İkimizde faytonun arkasına kurulur neşe ile etrafımıza bakardık. Faytonu çeken atin ayakları asfalt´a değdikçe çıkan nal sesleri bana göre en güzel müzikti. Taaa tren istasyonuna kadar neşe icinde giderdik

Tabii yine elimi tutar 2 defa sıkar bende onu kini, 3 defa sıkar bende onunkini sonra birbirimize bakar kahkahaları koyuverirdik.
Yıllar sonra evlenip kızımız olduğunda onun adini verdik. Kızım 7–8 yaşına geldiğinde ona da öğretmiştim bu el ele giderken elimizi sıkma oyununu, ikimizde birbirimize bakıp kahkahaları koyuverirken her zaman o asırlık çınar ağacı gibi babaannemi hatırlarım.

İste böyle bazen bir KADINBUDU KÔFTESI, bazen bir resim, bir şarkı insani bulunduğu yerden, bulunduğu zamandan alıp sihirli bir vasıta ile geçmişe götürüveriyor.
ZORUNLU GÖÇ ve LOZAN MÜBADİLLERİ


İnsan daha küçükken doğup büyüdüğü yeri çocukluk yaşlarında benimsiyor ve orasını beynine yerleştiriyor. Çocuklar bu olayı söyle algılayabilirler, burada annem, babam, kardeşlerim ve ben oturuyoruz demekti burası bizim.

Ama bir gün öyle bir şey oluyor ki, yetkili mercilerden birileri size 15 gün içinde ülkeyi terk etmenizi istiyor. Apar topar her şey satılıp paraya çevriliyor, yanınıza alabileceğiniz ise sadece size ağırlık vermeyecek bir kaç önemli şey olacak.
Oyun oynadığınız mahalleyi, arkadaşlarınızı, esnafı, gittiğiniz okulu, hatıralarınızı, dallarından kopardığınız meyve ağaçlarını, sevinçlerinizi ve üzüntülerinizi orada bırakmanız gerekecektir. Maddi olarak bıraktıklarınız orada kalacak sadece düşüncelerinizi, hatıralarınızı beraber götürebileceksiniz. Ve hiç bir zaman unutmayacaksınız, unutamayacaksınız.
İste, bu olayı en iyi yasayanlar " LOZAN MÜBADİLLERİ " olarak tanıdığımız, duyduğumuz kişilerdir.

1922 Kurtuluş savaşı ile beraber korkunç bir kargaşa yaşanmaya başlanmıştı. Yunan ordusu ile beraber ülkeyi terk etmek isteyen Ortodoks Rumlar korku ve panik icindeydiler. Buna benzer bir durumu ise 1912 tarihlerinde Balkan savaşında yenik düşen Osmanlı ordusu ile peşi sıra ülkesini terk edip Anadolu´ya gelen Müslüman halkta yıllar önce bu durumu yaşamıştı.

Lozan Barış toplantısında, öncelikle esirler ve sığınmacılar konusu ele alınmıştı. İngiltere temsilcisi Lord Curson´un ve Millet Meclisi görevlisi Nansen tarafından yapılan teklif ve rapor doğrultusunda 30 Ocak 1923 tarihinde, Lozan antlaşmasından bir kaç ay önce, Türk ve Yunan hükümetlerince bir Mübadele antlaşması imzalanmıştır. Buradaki amaç Türkiye topraklarında ikamet eden Rum ahalinin Yunanistan´a, Yunanistan´da oturan Türklerin ise Türkiye´ye zorunlu göç etmelerini sağlamak.
Burada tek istisna, Bati Trakya´da oturan Türklere ve İstanbul´da oturan Rum halkına olmuştur. Bu Bölgelerde oturan Türk ve Rum halkına zorunlu göç uygulanmamıştır.

Tarihteki bu ilk zorunlu göç nedeni ile 2 milyona yakin insan oturdukları yerlerden kopartılarak yeni yerleşim bölgelerine yollanmışlardır. Bu Mübadele sırasında mümkün olabildiğince adil olunmaya çalışılmış ama maalesef bu pek gerçekleşememiştir.

Evlerini, eşyalarının çoğunu bırakıp, zorunlu eşyalarını apar topar toplayıp kağnı arabaları ile yollara düsenler bir an evvel limanına gelmek ve kendilerini Türkiye´ye götürecek gemiye binmek istiyorlardı. Birçok aile Selanik limanında kendilerini götürecek gemiyi beklemeye başladılar ama bu bekleyiş erken gelenler icin nerdeyse bazen 15 günü buluyordu. Parası olan ucuzca bir otele sığınıyordu, parası daha kit olan ise sokak veya liman köselerinde bekliyordu. Bu arada haraç mezat satılan eşyalar paraya çevrilmiş ve yürekler heyecan içinde gider ayak eldekini çaldırmama veya kaybetmeme korkusu ise ayrı bir durum.

Gemiye binmek ise başka bir olay, gemiye binenler şükürler olsun deyip rahatlıyorlar. Yolculuk başlıyor, ne tarafa gidiliyor ne gibi bir yerdir gidilecek yer insanları nasıldır, kalacakları yer bakalım nasıl olacak, düşünceleri icinde bir seyahat. Maalesef gemide vefat edenler denize atılıyor, akıllarda kalan hiç unutulmamak üzere. Türkiye´ye varışta hükümetin Mübadiller icin tahsis ettiği yerlere yerleştiriliyorlar.

Bu mübadillerden biriside Bayan Vedia ELGÜN. Rahmetli esi, eski Mersin milletvekillerinden Fehmi ELGÜN. Vedia Hanim, kendisi Lozan Mübadilleri Vakfının ve Derneğinin hem kurucu üyelerinden hem de yönetim kurulu üyesi. Müsaade ederseniz bana vermiş olduğu mektubu hiç değiştirmeden sunuyorum.




Sevgili Yavuz´cuğum,

Rum; Yunan soyundan olup, Müslüman ülkelerinde oturan kimselere verilen ad
Mübadil kelimesinin anlamı Türkiye´deki Rumlarla değiş edilerek, Yunanistan´dan getirilen Türklere verilen ad.
Bir Mübadil kafilesi zorunlu göç diyebiliriz. Mübadele kapsamında Anadolu ve Trakya´dan, Rumeli ve adalara göç edenlerin sayısı 1 milyon 200 bin, Rumeli ve Adalardan Anadolu´ya ve Trakya´ya göç edenlerin sayısı 600.000 kişi civarında.
Mübadele sosyal bir rahatsızlığın sonucudur. 30 Ocak 1923 tarihinde Lozanda T.B.M.M. hükümetiyle Yunanistan hükümeti arasında imzalanan Yunan ve Türk ahalisinin mübadelesine ilişkin sözleşme ve Protokol gereğince her iki ülkeden ayrılanlar; arkalarında ülkelerini ve ailelerini, tarihini bırakarak Ata topraklarını terk etme zorunda bırakıldılar. Tarihe " BÜYÜK MÜBADELE " adıyla geçer. Bu zorunlu göçte, her iki ulustan Mübadil ve çocukları anlatılan bu acılarla büyümüşler. Bahçesindeki hanımeli kokusu, nar ağaçları erik ağaçlarını hayal ederek yaşamışlar.
Bunları anlatmak asla mümkün değil. Bu sonsuz aldatış yürekleri yakmış. Mallarını, mülklerini bırakarak gelmişler, adil bir dağıtım olmamış. Büyük bir kayba uğramışlar.
İste ailemde bu zorunlu göce fedakârlık yapmış. Sanki hoşgörü kültürüyle yoğrulmuşlar. Dışarıya acılarını yansıtmamışlar. Tabiî ki acıların ruhsal etkisi olmuştur. Sıkıntılarının ağır ve sürekli olduğunu düşünüyorum.
Bu " KİTLESEL BİR ACI " Rumeli´de ağıt kültürü olmadığı icin konuşmamayı tercih etmişler.
Mübadele ve göçmenlerin hayatini en iyi özetleyen sözler" DUYMAMIŞ GİBİ YAP GELMEMİŞ GİBİ DÜŞÜN.
Bu göçmenlerin sessizliği Ana -Vatan Şükran Felsefesi. Yapılan bu yer değişikliğinden, belleklerde boşluklar vardı böylece 1 ve 2 kuşak mübadil ve çocukları 13 Şubat 1999 büyük mübadele çocukları girişimi altında toplandık, gittikçe çoğaldık.
Amacımız, yakin tarihimizi ve Mübadeleyi, bilinçli olarak araştırmak belgelemek, Mübadillerin geride bıraktıkları, insanlık mirası, kültür varlıklarının korunmasını sağlamak Türkiye ve Yunanistan halkları arasında dostluk ve işbirliği kurmak, geliştirmek. Barış kültürünün gelişmesi icin caba göstermek, bu girişimimizi kısa zamanda LOZAN MÜBADİLLERİ VAKFI´na dönüştürdük. 2001 de Vakıf tescillendi, uluslararası hitap edeceğiz.

Mûfide Pekin, Çimen Turan arkadaşlarımızın ortak çalışmalarıyla " MÜBADELE BİBLİYOGRAFİSİ " hazırlandı.
Vakıf bizim geçmişimizdeki kültürümüzü yaşatabilmemizi sağlayacak. O günlerden kalan çok az olsada, canlı tanıkların anlatımıyla resimlerle belgesel hazırlamak en önde gelen amacımız. Türk- Yunan dostluğunun kalıcı ve bilimsel ağırlıklı olmasını istiyoruz. Çalışmalarımızı böyle yönlendiriyoruz.
İki ülkenin benzer çilelerini çekenlerin çocuklarıyla kucaklaşmak, insan sevgisinin en güzel ifadesidir.
Kültür anlayışı, dostluk anlayışı, çekilen acıları güle dünüştürsûn. Gülü size verdigim zaman elimizde kokusu kalsin...

Bu mutlulukla hepimiz bir gönülde girelim. Barış köprüsünde ellerimiz birleşsin. Evrenin mayası SEVGI değilmi?
Bilgi gibi sevgimizinde bir ucu Tanrıya ulaşır.
Çekilen Acılar Bir Daha Yaşanmasın.

Halan
Vedia ELGÜN