zaterdag 29 augustus 2009

NE YAPABiLiRiMKi...


NE YAPABiLiRiMKi ...

“ Sizin düsüncelerinize katilmiyorum ama sizin de görüslerinize saygi gösterilmesi icin icap ederse canimi dahi verebilirim.” VOLTAIRE

Böylesine bir görüse sahip olan bu ünlü yazar ve filozof tam bir hümanistlik örnegi sergilemistir bu deyisi ile. Onun cok sevdigim bu deyisini agenda defterimin ilk sayfasina not etmisimdir. Insanlar arasindaki düsünce farkliliklarinin saygi görmesi icin, her insanin düsüncesine saygi duyulmasi icin söylemis oldugu bu söz cok anlamlidir.

Peki, onun yasadigi dönemler icinde söylemis oldugu bu deyisi, günümüze uyguluyabilirmiyiz ? Günümüz icinde gecerli sayabilirmiyiz ? Cesitli fikirlerin, cesitli düsüncelerin tabii ki demokratik ortamda hür olarak carpisacagi bir düzende olmak güzel bir sey. Düsüncelerin, fikirlerin, görüslerin tartisilip bunlardan cesitli ‘ olumlu’ neticelerin cikmasi gayet tabii ki güzel bir sey.

Ayni görüsü paylasan bir gruba mensup kisilerin, savunduklari görüsler dogrultusunda kati ve degismez tutumlari karsisinda ve ayni zamanda kendisi ile ayni görüste olmayanlari ise tamamen dislayan ve onlari bu toplum disinda tutmak icin her türlü eylemleri yapan bir gruba, Aydin ve Demokratik kesimin, iyi niyetli bir sekilde anlayis ile yaklasmasi tam anlami ile artik saf’liktan da öte dangalakliktir. Ve bunun gelisecek tehlikeli boyutlari ise , tarih önünde her zaman Aydin ve Demokratik olarak gecinen kesimin bu affedilemez ve en büyük hatasi olarak, önüne cikacaktir.

Herkesin rahatca fikirlerini söyleyebildigi bir ortamdan yavas yavas kisiler söyleyecekleri sözleri tasidiklari fikirlerine göre dikkat ile söylemeleri gereken bir ortama geciliyorsa ve bunun daha da ilerlemis safhalarina dogru, tasidiklari fikirleri örtmeleri gerekip adeta susmalari gerekiyorsa, bir an evvel VOLTAIRE’nin bu görüslerini unutup parcalayip, aydinlik ortama cikilmasi icin el birligi ile mücadele etmek gerekir.

Demokrasi ciceklerinin, fikir ciceklerinin sulanmasini engelleyen hatta sulanmasi yerine tamamen kurumasi ve yok olmasi icin ilâc atan kesim, elbirligi ile tamamen tesirsiz hâle getirilmelidir. Aksi takdirde , bunun doguracagi gelismeleri, komsu ülkelerde veya buna benzer ülkelerde gelismelerini ve sonuclarini ve gidisaatlarini görürüz ve görüyoruzda.

Bosvermiscilik ile bir sey olmazcilik ile abartmayin yahu bu kadarlar ile, daha dogrusu bize tam olarak yakisan tembellik ile gelismelerden daha sonra ne kadar üzülsekde ( tabii bir kesim üzülecek) bundan sonraki gelismeleri ve istikameti artik onlar belirleyecek ve uygulattiracaklardir da.

vrijdag 28 augustus 2009

BUNLAR DÜNYANIN NE TARAFINDA OLURSA OLSUN HEPSi AYNI...

BUNLAR DÜNYANIN NE TARAFINDA OLURSA OLSUN HEPSi AYNI...


- 10 seneden beri Yangin Sigortasi ödüyorum, hic bir yangin falan olmadi, ödedigim paralari geriye ödemiyecekmi sirket ?
./.

- Duydum ki sigorta sirketleri ev tamiri icin yardim ediyorlarmis.
. /.

- Evimde hic zarar olmamisti uzun zamandan beri, artik bu zarari öder degilmi ?
* Hayir ödemezler, cünkü bu bahsettiginiz zarar, sigortanin kabul ettigi zarar kapsaminda degil.
- Ne yani simdi bu zarari ödemiyecekmisiniz ?
. /.

- Hadi yap bir sey de bu zarari ödet, biz iyi müsteriyiz.
* Anlamadim, nasil yani
- Ya iste bir seyler yapta bu zarari ödet sigortaya
* Haram, müslümanlik, öbür dünya, günah...
- Yahu herkes yapiyor...

. / .

- Evde cam kirilmis, sigorta ödermi ?
* Öder ama kurallar geregince zararin bir miktari size ait.
- Nasil yani, canim 10 sendir hic bir zararimiz olmadi ilk defa bir zarar oldu evde onuda ödemiyorsunuz.
* Ödemiyoruz demedim, zararin bir miktari size ait, yani 200 euro'ya kadar olan ilk zarar size ait ondan sonrasini ödiyecekler.
- Eee, benim zarar 208 euro ne yani bana simdi 8 euro'mu ödiyecek sigorta ?
* Evet
- Pekiiii, ben zararimi 400 euro göstertirsem o zaman 200 euro'yu ödemezsiniz dimi, ama kalan 200 euro'yu ödersiniz ?
. /.

- Bizim cocuk evdeki televizyonu kirmis, sigorta ödermi?
* Hayir, kendi cocugunuz böyle bir zarar verdigi icin ödemez.
- Peki, ne olursa ödüyor, mesela komsunun cocugu kirdi dersem ödermi ?
* Evet öder.
- O zaman öyle yapalim, benim komsu Hasan'in cocugu kirdi yaz.

. / .

- Evde mutfakta yangin cikti zarar büyük
* Zarar tutanagi hazirliyalim sigortaniz varsa öderler.
- Olmazmi canim, var var bak hele sen bir kere...
* Esya sigortaniz maalesef yok, yaptirmamissiniz...
- Nasil olmaz yav, her sene sigorta ödüyoruz...
*ödediginiz bina sigortasi, esya sigortasi teklif edilmis ama yaptirmamissiniz...
- Ayip be yahu, insan yapmazmi, sen yinede yapsaydin, ben simdi avukata gidiyorum...

. / .

Gece, saat 03.35 evdeki telefon ACI ACI calar, o saate kimsenin aklina loto'dan parami cikti yoksa eglenceli bir seymi var gibi seyler gelmez, gayet tabii ki Peder Bey'e bir sey mi oldu?...
* Alo buyrun
- Iyi aksamlar, ben araba kazasi yaptim, ne yapmam lazim ?
* Saatin kac oldugundan haberin var mi...
- Uyandin artik yardim ediver

. / .

- Kaza yaptim araba ile
* Sigortaniz varsa problem degil, kontrat numaranizi sôyleyin
- 1254856,
* Sigorta primini ödememissiniz, sigortaniz araba kullaniyorsunuz, iadeli taahhütlü mektupta yollamislar yine ödememissiniz...
- Yap bi seyler be birader, Tûrklük adina, hepimiz gurbetteyiz

. / .

- Bu arabanin sigortasi ne kadara olur ?
* 565 euro ?
- Ama baska yerde 545 euro,
* Peki avukat sigortasi varmi bu fiyata dahil olarak ?
- Tabii ya ,
* Getirin onlarin teklifini beraberce bakalim..
- Aha , al iste bak
* Avukat sigortasi yok onlarin verdigi fiyatta.
- Yapma yaaaa, bak ib.... lere, sen yine yap bi sey ucuz fiyat olsun

. / .

- Sigortadan mektup aldim, yapmis oldugum kazayi ödemiyormussunuz
* Ödemezler tabii, alkollu olarak araba kullanmis ve kaza yapmissiniz.
- Yahu 2 kadeh viski aldik ne yani
* Kanunen zaten yasak ayrica, sigortalarda kabul etmiyor kaza oldugunda ödemeyi, üstelik kaninizda 1.8 promil alkol cikmis.
- Ne yani simdi ben mi ödiyecegim zarari, niye araba sigortasi yaptiriyoruz kardesim olurmu böyle boktan dalga

. / .

- Yahu bir sey sorucam, evi yaksam kac para alirim sence ?

. / .

- Catidan su geliyor, ev zarar gördü.
* Sigortaniz varmi ?
- Yok
* O zaman niye ödesinler ki...
- Peki simdi hemen yaptirsak olmazmi ?

. / .

- Aksamki yagmurdan catidan sular girmis evdeki esyalar mahfoldu
* Sigortaniz varsa sorun degil,
- Galiba yok ama bir seyler yapamazmiyiz ?
* Hayir
- Bizim altimizda kardesim oturuyor, onun sigortasi var...
* Eeee
- Biz onun katta oturur gibi yapariz onlarda bizim katta oturuyor gibi yaparak ödetiriz sigortaya
* ???

. / .

Bunlar maalesef yurt disinda yasayan gurbetcilerin sigorta sorunlari !!!.
Insanlik, Temizlik, Hak, Hukuk, Adalet, Haram, öteki dünya, Mûslümanlik...Gavur hakki !!!
Hepsi hak getire...
Domuz yemiyoruz ama keske o domuz dedigimiz hayvanin azicigi kadar temiz olabilsek...

zaterdag 22 augustus 2009

ÖNEMLi OLAN NiYET




ÖNEMLi OLAN NiYET…
 
 
1985 in güzel bir yaz ayi, Yunanistan’dayiz. Cocuklugumuzdan beri Yunan böyle, Yunan söyle diye bir bükülmüslügümüz var bir yandan, diger yandan ailenin baba tarafi Selanik’ten. Böyle ikilemli bir sekilde ilk defa olarak Yunanistan’i geziyoruz. Mûmkün oldugunca Selanik ve etrafini detayli bir sekilde gezmeye calisiyoruz. Sanki bir an babannemin cocuklugunu, kimbilir belki Atatürk’ün cocuklugundan bir parcayi yakalayabilecekmisim gibi oluyorum. Define avcilarinin tükenmeyen hirslari ile adeta dolasiyoruz.
Selânik’te ister istemez bir tuhaf oldum. Makami cennet olsun, babaannemin bana cocukken anlattigi, Selânik’te olmak , bir an saka gibi ama gercek. Onun cocuklugunun gectigi genc kizliginin gectigi bu güzel sehirde olmak, bu coskulu an, bir an ister istemez gözlerime hucüm etti. Demek bu sehirde dogdu, bu sehirde büyüdü, bu sehirde dolasirken kendisini Paris’te gibi hissetmis olmali ki;
- Bir ayakkabilarim vardi Yavuz, Allah seni inandirsin tokali böyle, tokasindaki tas ise ne güzel di, bilemezsin. Sahilde yürürken o elbiselerim ile… diye anlatan o yasli kadin, bir an adeta o döneme gidip,
- Paris’ten gelen son moda elbiseleri vitrinlerde bakmaya doyamazdik, hele o sapkalar… Böyle hatiralarini anlatirken demek ki zevk ile ve merak ile dinlemis olmaliyim ki bu sehirde yabancilik cekmiyorum tam aksi bir seyler beni buraya ceker gibi adeta.

Öglen olmus esim, kizim acikmisiz, tam sahilde, cici bir lokanta bulduk. Tertemiz, neler yiyelim diye düsünürken bir baktik tüm yemek cesitleri, güzel bir sekilde tepsilerde presente edilmis olarak muftak önündeki dolapta duruyor. Biz kendi aramizda neler isteyelim derken, lokantanin sahibi, bize o tatli Rum aksanli Türkce ile, " Hosgeldiniz " dedi. Istersek bize begendiklerimizden birer kücük porsiyonlar getirebilecegini söyledi. Bizde kendimizden gecip siparsileri verdik. Ailece, kendimizden gecerek te masallah sildik süpürdük. Güzel yemekler icin tesekkür edip hesabi istedik, hesap geldi, elimi cebime attim ama birden aklima geldi hic Yunan paramiz yoktu. Özür dileyip durumu anlattim, isterse dolar ile ödeyebilecegimi söyledim.
- Siz simdi benden birer cay icin, daha sonra güzelce dolasin, müsait bir bankada biraz para bozdurunca gelip ödersiniz, dedi.
Öyle rahat bir sekilde anlatti ki ve bizleri de öyle rahatlatti ki hic itiraz etmedik, dedigini aynen yaptik, paramizi bozdurduktan sonra gelip ödedik.

Atina’da PLAKA denilen turistik ama bir o kadarda güzel semtte dolasiyoruz, bir iki hatira esya alalim dedik, aramizda konusup ne alalim deyip bir tabaga baktik yanimiza sonradan dükkan sahibi oldugunu anladigimiz orta yaslica bir bey gelip,
- Istanbul’danmi?
Diye sordu, Istanbul’lu oldugumu, Bakirköy’de oturdugumuzu söyledim. Ve 40 yillik dost gibi basladik konusmaya, yillar önce, yanilmiyorsam Istanbul’daki o maalesef esef verici dönemde, Istanbul’dan kopartilmis. Yanilmiyorsam 6-7 Eylül 1955 yilinda ki yürüyüs sirasinda gelisen olaylar ertesi, gitmek daha dogrusu kopartilmak zorunda kalmis.
Epey konustuk. Benimde baba tarafimin Selanik’ten gelmis oldugunu anlatinca ikimizinde bir ortak noktasi oldugunu hissetmis, konunun icine ister istemez girmistik. Uzun uzun konustuk, kimi zaman onun gözleri doldu, bana SIK SIK Taksim’i, Beyoglu’nu, Bakirköy’ü ve Samatya’yi anlattirdi. Ben anlattikca o adeta anlatilan yerlerin havasini soluyordu.

Daha sonra alisverisimiz yaptik, tabii aldiklarimizin bazilarini yerine koydurdu,
- Onlari almayin, yaramaz, bunlardan alin, cok daha iyi, gibi yardimlari ile alis verisimizi yaptik. - Simdi siz aliskanlik olarak ister istemez benim ile pazarlikta edeceksiniz…, deyip gülmeye basladi, bizde onunla beraber gülüstük. Ve güzelce bir ikram yapti. Ögle olmustu, biz kendisinden bir lokanta adi veya yer tarifi istedik,
- Cocuklar, siz siz olun böyle yerde semt esnafinin gittigi yerde o kücükce ama sirin lokantalarda yemek yiyin, hem günlük taze olur hemde o havayi hissedin., dedi.
Hakliydi, öyle yaptik semt esnafinin gittigi lokantaya gittik. Tabaklari tertemiz yaptik. Yemek sirasinda kulagimiza arasira gelen Türkce kelimeler ile birbirimize bakistik.

Düsmanlik, düsmanliklar bir ömür boyu hatta hatta kiyamete kadar sürdürülebilir. Getirecegide, üzüntü, kin, nefret, öldürme arzusu, yok etme hissi… Her taraf siyahlara boyanabilir hemde simsiyaha. Istenilen bu mu olmali?

Önemli olan niyet, hatasiz sadece bir Allah’tir deyip, gecmisin köklerine inmenin bir alemi yok. Getirecegide gözyasi ve eski yaralarin depresmesi. Tam aksi, gecmisin üzerine usulca tertemiz bembeyaz bir örtü cekip, üzerine de bir kücük vazo ve icine de güzel cicekler koyup, o masanin etrafini cevirip, hep beraber bir seyler yeyip, icip, sohbet etsek, konussak, kahvelerimizi icerken sekerlimi orta mi olacagini sorsak, tabii kahvenin Türk kahvesimi yoksa Yunan kahvesimi, Rakinin Tûrk mü, Yunan mi, Lokumun, türk mü yoksa Yunan mi oldugunu aptalca tartismadan. Sen mi buldun ben mi buldum yerine bunlar bu Ege’nin ürünleridir. Bu havayi soluyanlarin buldugudur, nu havayi icine cekenlerin yaptigidir. Kisacasi her iki yakanin insanlarinin ortak ürünleridir, demeliyiz.
Önemli olan niyettir, agac gencken nasil yetistiriliyor, rüzgarina dikkat ediyormusun, suyunu ne kadar veriyorsun. SIK SIK o agaci kontrol ediyormusun, bakimini yapiyormusun ? Iste, daha sonra alacagin meyvalarda gecmiste vermis oldugun bakima baglidir…
 

NEOFASiZM


NEOFASiZM


Sermaye sisteminin kendisine sürekli olarak yeni gelir yani pazarlar aramasi ile olusan bu bitmeyen tüm girisimler, sermaye sahiplerine kâr üstüne kâr getirirken, diger taraftan orta ve alt kesime ise yepyeni olusumlar, düzenler, sistemler getirmektedir. Gerek birinci dünya savasi ve gerekse ikinci dünya savaslarinin sonuclarina bakildigi taktirde cesitli ülkelerin SINIRLARI yeniden cizilmis, kimi ülkeler ise baska ülkelerin SINIRLARINA karismis, böylece adeta erimislerdir.

Buna paralel olarak, cesitli ekonomik sistemler ortaya cikmis, kimi ülkeler isteyerek kimi ülkeler ise istemiyerek de olsa kuvvetlinin zorlamasi ile bu sistemi kabul etmek zorunda kalmistir. Her iki dünya savasina karisan USA, savastan cesitli yaralar, kayiplar alirken, kapital bazinda ise muhtesem bir yükselis göstermistir. Gerek savas endüstrisi kanali ile ürettigi malzemeleri satarak ve gerekse savas sonrasi eski SSCB ile paylastigi ve kendine düsen diger ülkelere yapmis oldugu sözde yardimlar ile ( MARSCHAL PLANI örnek'tir ), korkunc gelir elde etmistir. Savas bir kategoriye, kan, gözyasi ve üzüntü getirirken bir kesime ise korkunc bir kâr olanagi getiriyordu.

Tavla oyununda bilhassa, yenilen ile yenen bir türlü bikmaz, hadi bir el ! daha deyip bikmadan oynarlar misali, savas sirasinda olsun veya sonrasinda gercek sermaye sahibi ülkeler alismis olduklari kâr tadini kolay kolay birakamazlar. Günümüzde, GLOBAL dünya olusumu ile ortaya cikan savas karsiti görüsler bûnyesinde, dûnya üzerinde dikkati ceken bir savas alehtarligi olusmustur. Fakat, alismis kudurmustan beterdir sözünü dogrulatircasina, sermaye sahipleri büyük devletlerin kâr elde etme dürtüleri sürekli olarak deprestikce, her depresmenin altindan ise bir cok devletlerde hosnutsuzluklar, karisikliklar, isyanlar, ayaklanmalar, etnik isyanlar, halklarin ayaklanmasi ortaya cikmis ve bu gibi yara baslarini sivazlayan multinational devletlerin, tekelci firmalari ve sermaye sahipleri, bu durumdan yeni gelirler elde etmeye baslamislardir.


Fasizm yerini, yeni NEOFASiZM'e birakmistir. Bu düsûnceye uygun olarak hareket eden tam kapitalist devlet-ler, arkalarina, adeta North Atlantic Treaty Organization ve VARSOVA PAKTI diye adlandirilan örgütüde destek alarak, dünya pazarina cikmislardir.
Varsova pakti, 1955 yilinda Polonya'nin bassehri Varsova'da kurulmus ve 1991 yilinda dagilmistir. Amac, NATO'nun herhangi bir saldirisina karsi savunma pakti. Kimler üye, Sözde SSCB'nin ikinci dünya savasi sonlarinda dogu Avrupa ülkelerine girip Nazi Almanya'sina karsi savasip ve Nazileri püskürten ama bir daha da o ülkelerden gerek rejim olarak gerekse ekonomik olarak cikmayan ve tüm bu ülkeleri bu pakta toplayan, SSCB ve Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Dogu Almanya, Polonya, Cekoslovakya ve Arnavutluk. 1991 ylinda dagilmislardir.

Fasizm'e en iyi örneklerden olan bir Almanya, her iki dünya savasi sirasinda dünya tarihinde hic bir zaman unutulmayacak insanlik DISI islemleri ile dünya tarihinde yerini almistir. Enteresan olan bir sey ise, bu kadar savas ve insanlik DISI igrenc olaylar yasamis olan bir insanligin ayni hatalara yeniden düsmesidir. Her iki dünya savasinda fasist Almanya'ya ve Japonya'ya karsi mücadele vererek, savasin sonuclanmasini saglayan bu devlet, simdi kendisinden beklenmeyen bir tutum ile NEOFASiST bir örnek göstererek, tüm dünyaya neofasizm'in en iyi örnegini sergilemektedir.

Sözde, tüm dünya ülkelerinin birlesip bulustugu, Birlesmis Milletler'de de yine paranin dolayisi ile kuvvet'in söz sahibi oldugu örgütte, kendi ülkesine karsi hayali bir düsman yaratarak, bir ülkeyi mahvetmistir. Hic bir ülkenin GIKINI dahi cikaramadigi bu örgütte sadece konusan ve dediklerini kabul ettiren, mafyanin ciktigi yerden gelip bu ülkede yerlesmesi ve gelismesi ile nasil bir ülke oldugunu böylece ispatlayan bu devlet, sözde bütün devletlerin onayi ile saldirmistir.

Diger ülkeler herhangi bir ses dahi cikartamamislardir. Aksi halde, ya ic bünyelerinde cesitli karisikliklar yasayacaklar, ya o ülkenin etnik kökleri kiskirtilacak, ya da para musluklari kapatilacak, gizli ambargolar yasiyacak veya ic harb ile tanisacaktir. Tam mafya sistemi ile cezalandirilacagini bilen tüm ülkeler baslarini kuma gömmüslerdir.

Bu sekilde rahat bir ortami bulan, para yani kuvvet sahibi bu ülke tamamen kendi basina buyruk olarak dünyada istedigi yere saldirmakta, yikmakta, o ülkenin ic islerine karismakta, ülkenin rejimini devirmekte, sistemini yikmakta, ülkede ki insanlarin yasam bicimlerini degistirmekte, etnik gruplari cikarina göre desteklemektedir. Buna sadece günümüzde neofasist ülkeler yeltenmekte ve de basarili olmaktadirlar.

Bugün öyle bir hâl alinmistir ki, tam kapitalist bu neofasist devletin baskani ziyaretine gittigi ülkenin baskaninin karisini becerse, ne yapilabilir ki ? Aklinizdan bile gecmeyecek böyle bir eylemin bir an icin oldugunu farz edin ve lütfen, realist olarak kendi kendinize dürüst olarak cevap verin... Durum bu sekilde vahimlesmistir esasinda.
Belcika gibi kücük bir devlet, Irak Savasi sirasinda, Amerikan ucaklarina destek vermemesinin cezasini daha sonra ekonomik olarak cekmistir. Ve simdi, ülkesinin en büyük sorunu ise, GM fabrikasinin kapatilmasi ile karsi karsiyadir...

Ülkemi tehdit ediyor ve kimyasal silâhlar üretiyor diye bir tez ile baslayan bu Demokrasi ! Harekati ! , yerini, 1.000.000 dan fazla insanin ölmesi, 4.3 milyon insanin yer degistirmesi, yüzbinlerce dul ve yetime birakmis oluyor.
Ülkedeki, barajlar ve aritma tesisleri bombalandigi icin, temiz su bulma sorunu yasanmaktadir. Irak'ta her 3 cocuktan biri psikolojik olarak rahatsizdir. Irak'in gelecek nesili psikopat ve psikonervöz kisiler olusturacaktir.

Üzüldügüm olay, bir tek dünya devletlerinden biri de cikip, ne yapiyorsun... Senin ne hakkin var... Kim oluyorsun... diyememesi. Ama sasirmamak lazim esasinda, bu ülke ki kurulusunu KIZILDERE'li lerin cesetlerinin ve kanlarinin üzerine kurmus. Bu ülke ki sonradan olusan bu ülkenin halkini, cesitli Avrupa ülkelerinin maceraperestleri, lejyonerleri olusturmakta ve buna paralel olarak bir de esir köleler olusturmaktadir.
Hos geldin dünyanin yeni Neofasist'i... Astigini as, diledigini yap, meydan senin haklisin.

donderdag 20 augustus 2009

SAKIZ ADASINA




CHiOS icin...


Her gece sana bakiyorum,balkonumdan,
istisnasiz her gece nerdeyse,
Bakislarimi senden alamiyorum
Karimda biliyor sana olan tutkunlugumu,
Elimde degil,
Aksam üzeri yavas yavas hazirlanmaya basliyorsun, geceye,
Üzerindeki günlük elbiseni cikartip, usulca kenara koyuyorsun,
Aksam üzerinin esen, ilik rüzgari ile ucusan saclarinin arasindan bana bakar gibisin,
O kömür gibi gözlerinle adeta,

Her gece giydigin o simsiyah elbiseni giyiyorsun usulca,
incecik beline oturan, etekleri kivrimli, yerlere kadar uzanan,
Yarabbim, nasilda yakisiyor sana, doyamiyorum bakmaya

O zarif, narin, öpülesi boynuna
Inci kolyen, nasil yakisiyor, biliyormusun...biliyorsun biliyorsun,
Birden,
kolyeyi bana uzatiyorsun boynuna takmam icin, saclarinin arasindan bakiyorsun yine
O kömür gibi gözlerin ile,
Titredigimin farkindasin, belki hosunada gidiyor beni böyle görmek
Hafifce dudaklarin gülümsüyor, belki bana mi öyle geldi bir an...

Dudaklarim, boynuna degmek ile degmemek arasinda öpüyorum,
Nasilda yakisiyor bu kolyen o boynuna Yarabbim,
Ellerin ile hafifce saclarini birden kaldirip birakiyorsun...

Biliyorum yine kaybolacaksin geceye, taa ertesi güne kadar
Ama olsun, ben seni yarin yine bekliyecegim,
Sana bakmaya doyamiyorum, elimde degil...

Cesme'deki balkonumuzdan tam karsimizda görünen SAKIZ adasina bir gün bu siiri yazdim. Her gece nerdeyse, istisnasiz Cin-Tonic hazirlayip günesin batisini seyrediyorum, Sakiz'a bakarak. O günes, bu güzel adanin arkasinda kaybolurken olusan renkler harikuladedir. Bazen bu adadan korkuyorum, günesimi yutar gibi geliyor.
Adanin bizim taraftan bakilinca, aksam üzerleri kirac, ciplak daglari renkten renge giriyor. Karanligin yavasca agirlik kazanip adayi sarmalamasi ile, sahil tarafindaki lambalarin yanmasi ile adanin adeta bir inci kolye takmis gibi hali olusuyor. Belki Cin-Tonic etkisini gösteriyor...

Nasil hosuma gidiyor bu manzara o kadar olabilir, ne alt katta oturan Allahin belasi diger komsular bir an aklima geliyor ne de ivir zivir herkesin kafasinda olan dertler. Bambaska bir alemdeymisim gibi geliyor bana... Bu görüntüye, canlarim olan, bazen kizimin bazen karimin sesi katilinca, bu da bana yetiyor zaten,.
Cesme'den Sakiz'a bakis...

NEDEN iZMiR'i COK SEViYORUM...




KANADA'YA TASINAN BiR iZMiR'LiNiN GÜNLÜGÜ


Sevgili Günlük

12 Agustos

Kanada'daki yeni evime tasindim.cok
heyecanliyim. Burasi cok güzel.Daglarin manzarasi muhtesem. Onlarin
karlarla kapli halini görebilmek icin sabrimi zorluyorum.

14 Ekim

Kanada dünyanin en guzel yeri.Yapraklar kirmizi ve turuncunun tonlarina
dönmeye basladi.Bir atla kir gezintisi yaptim ve bir kac geyik gordum.cok
güzeldiler. Muhtemelen yeryuzundeki en harika hayvanlar. Burasi cennet
olmali.Burayi cok seviyorum

11 Kasim

Geyik avlama sezonu kisa bir sure
sonra basliyor. Boyle harika hayvanlari oldurmeyi nasil olurda isterler
anlamiyorum. Umarim yakinda kar yagisi baslar.
Burayi seviyorum.

2 Aralik

Dun gece kar yagdi.Heryerin beyaz bir ortu ile kaplanisini seyretmek
icin gece kalktim.Tipki karpostal gibi. Disari ciktik merdivenlerdeki ve
garajin onundeki karlari kurekle temizledik. Kartopu oynadik(ben
kazandim). Kar temizleme makinasi (belediye'nin) gelince,
garajin onundeki karlari tekrar te mizlemek zorunda kaldik.Harika bir
yer.Kanada'yi seviyorum .

12 Aralik

Dun gece biraz daha kar yagdi. Kar temizleme makinasi ile garajin
onundeki karlari tekrar temizledik. Burayi seviyorum.

19 Aralik

Dun gece biraz daha kar yagdi.Ise gitmek icin
garajdan cikamadim.Burasi cok guzel bir yer fakat kurekle kar
temizlemekten yoruldum. Kar temizleme makinesina Lanet olsun!

22 Aralik

Bu beyaz boktan dun gece biraz daha yagdi.Kurekle kar atmaktan
ellerim su topladi ve belim agrimaya basladi. Kar temizleme makinasinin
ben garajin onunu kurekle temizleyene kadar yolun kosesinde
gizlendigini
dusunuyorum. Pez.....in

25 Aralik

S....ttigimin yilbasisi.Yine yagdi.Eger kar temizleme
makinasinikullanan pez...i bir elime gecirirsem yemin ederim o p...u
gebertecem.
Yollardaki lanet buzlari eritmek icin neden daha fazla tuz
kullanmadigini anlamiyorum.

27 Aralik

Allahin belasi dun gece yine yagdi.Kar temizleme makinasinin en son
gelisinden beri 3 gundur karlari kurekle atamadigim icin eve
hapsoldum.Hic
bir yere gidemiyorum.Hava durumunu sunan spiker bu gece 25 santim daha
yagacagini soyledi.25cm karin kac kurek edecegini Biliyormusun ?

28 Aralik

Kusbeyinli spiker yanilmis.83cm daha yagdi.Bu gidisle karlar
yazdan once erimez. Kar temizleme araci kara saplandi ve hiyar oglu
hiyar surucu b enden kuregimi odunc istedi. Karlari temizlerken tam alti
kurek kirdigimi ve sonuncusunu da onun kalin kafasinda kirmaktan zevk
duyacagimi soyledim.

4 Ocak

Nihayet evden cikabildim.Markete gittim ve yiyecek aldim.Donuste lanet
geyigin biri arabamin onune atladi. Arabamda
yaklasIk 3000 dolarlik hasar var. Bu hayvanlarin hepsini gebertmek
lazim.Lanet yaratiklar her yerde varlar. Umarim avcilar hepsinin kokunu
kurutur.

3 Mayis

Arabayi sehirde bir tamirciye goturdum.Yollara dokulen bas belasi
tuzlar yuzunden arabamin kaportasi curumus.

10 Mayis

Türkiye'ye kesin dönüs yaptim ve Izmire bir daha ayrilmamak uzere
yerlestim. S...im Kanada'yi da, kari da, geyikleri de....

woensdag 19 augustus 2009

HER SEY SERBEST




HER SEY SERBEST












*Gazetede ki bir habere göre, evli bir cift gecim zorlugu sebebi ile, isteyen olursa kocasini 1 saatligine kiraya verecekmis.

* Okumak icin bir kiz bekâretini satisa koyuyor.
* Bir anne kizinin bekaretini satiyor.
* Bir baba, evini gecindirebilmek icin son care böbregini satiyor.

Bir taraftan yemek parasi bulabilmek icin vucüt uzvunu satisa cikartanlar. Bir taraftan okuyabilmek icin kendini satanlar. Kendi kizini pazarliyan anne ve veya babalar. Evini gecindirmek icin kendini pazarliyan kadinlar. Biraz para bulabilmek icin kan satanlar.

Bunun yaninda, insan ile adeta alay edercesine, bilmem ne marka araba alip ta, hiz yaparken cikardigi sesi begenmeyip satanlar,
Manken kim ile birlikte olan bilmem kim o gece su gibi para harcayip, garsonlara bilmem ne kadar bahsis vermis,
Bilmem kim giller, yaz tatili icin önce Bodrum daha sonra ise, Florida'ya gideceklermis.

5-6-7- yaslarinda, kücük erkekler cocuklari ile seks yapabilmek icin Kambocya'ya giden Pedofil'ler,
Transseksüel tiplerin Tayland maceralari,
Sadece merak icin Homoseksüel alemler,
Kisacasi seks hayatinda yasanabilecek igrencliklerin SINIRSIZLIGI, günümüzde duyduklarimiz, gördüklerimiz, zoraki seyrettirildiklerimiz.
Insanlarin yasam zorlugundan, kimilerinin ise bolluktan artik belirli bir noktaya gelip, denenmemis seyleri deneyip bunlar ile rahatlamayi, degisikligi aramalari. Kücük gibi görünen bu pislik cukuru, esasinda bir buzdagi gibi, görünüse göre üstten kücük capsiz bir delik ama dibi nerdeyse gözükmeyen bir cukur.

Yukardaki resmi Kambocya ziyaretimizde cekmistim. Kambocya'daki savas sirasinda her iki ayagini kaybeden adam, aksama kadar bir iki tane KiLLING FIELDS filminin videosunu satip ekmek parasini kazanacak.

Diger taraftan, Amerika'nin, Belcika'nin, Israil'in, Rusya'nin silâh satislarinin korkunc kâri.
Birbirlerini vuran, bombaliyan ülkeler, gruplar, kan gözyasi, yetim kalanlarn dul kalanlar,
Bu Adam Smith'in olsun, Keynes'in olsun, Friedmann'in olsun ekonomilerini anlamis degilim, anliyamiyacagim ve anlamakta istemiyorum. Eger bu zeki tipler ekonomin sistemini buldularda bizler uygulamiyorsak bize YAZIKLAR olsun, ama onlarin sistemlerini bizler gayet iyi uyguluyorsak onlara YAZIKLAR olsun.

Bu aksam ailen ile birlikte yemegini yerken, sadece bir an icin aklina bu masayi, bu yemekleri ve bu ekmegi bulamiyanlarin oldugunu aklina getir... Getir ki tatminsiz olan duygularini azicik böylece sakinlestir.






















zondag 16 augustus 2009

HADi SiNEMAYA...




THE READER...



Nisan ayinda Bali,ye gittik, Singapur Airlines'in yeni satin almis oldugu A380 ucaklari ile, önce Singapura ucuyoruz, 12 saatlik bir ucustan sonra aktarma yapip, baska bir Singapur airlines ile 5 saatlik bir ucustan sonra Bali'ye varmis olacagiz.
12 saatlik ucus sirasinda gercekten sayisini hatirliyamiyacagim kadar film cesidi vardi, bir iki film baktiktan sonra Müzik dinle yemek ye, yine yemek derken vakit cabuk geciyor. Singapur'dan aktarma yapip Bali'ye gidecek ucaga gectigimizde ben yine her erkek gibi elimdeki uzaktan kumanda aleti ile cesitli filmleri zaplarken birden THE READER isimli filmi gördüm. Seyretmeye basladim, bir ara yemek gelince filmi durdurup yemek yerken müzik dinliyeyim dedim, yemek sonrasi azicik " kaykilmisim" uyandigimda tekrar filmi seyretmeye basladim ki filmin tam ortasinda hostesler koridorda dolasmaya baslayip kulakliklari istediler iniyoruz...

Önemli degil dönerken seyrederim dedim ama aklim filmde, tatil bitti dönüyoruz, A 380 ler ile Bali-Singapur, Singapur-Londra yapacagiz. Aaaa, bir baktim bu uctugumuz hatta maalesef bu film yok.
Dün, yani 16.08.2009 pazar günü DVD'sini kiraladim. Ve kendimden gecerek filmi izledim.
Kisaca bu film icin benim hatiram böyle.

THE READER filminin yönetmeni; Stephen Daldry, Prodüktörleri ise Anthony Minghella ve Sydney Pollack. 2007 senesinde cekimlerine baslanan film 2008 senesinde bitmis. Epey ödül kazanmis olan filmin basrol oyunculari ise, basta Kate WiNSLET ve Ralph FiENNES.

1991 den bu yana hakli olarak bir yükselis grafigi cizen Kate WiNSLET, bu son filminde ise cok basarili bir performans göstererek bu yükselis grafiginin haksiz olmadigini gözler önüne seriyor.

Basrolde ki diger oyuncu ise, The English Patient" filminden hatirliyacagimiz Ralph FiENNES. Bu basarili aktör'ü Schindler List filmindeki nazi kumandan olarak hatirliyacaksiniz.

Film kisaca söyle, 1958 yili, ikinci dünya savasi sonrasi, Almanya toparlanmak ile mesgul. Hanna SCHMITZ, tramvayda biletcilik yapmaktadir. 15 yasindaki Michail ile tanisir. Kapisinin önünde rahatsizlanip istifra eden cocuga yardimci olan Hanna, Michael ile tanismis olurlar. Michael, Hanna'nin etkisine girmistir. Aralarinda iliski gelisir ve Michael ilk iliskisini bu kadin ile yasar.
Hanna, calistigi is yerinde basarilidir ve onu büro isine aktarmak isterler, olaylar burada baslar. Hanna haber vermeden kacar. 8 yil sonra, Michael, hukuk okulundaki sinif arkadaslari ve hocasi ile ders olarak mahkemeye gidip dava dinlerler. Ama tesadüf odur ki bu dava ikinci dünya savasi sirasinda görev yapmis olan gardiyan kadinlarin durusmasidir ve aralarinda da Hanna SCHMITZ'de bulunmaktadir...

Filmin anlatimini burada durdurmak isterim. Cünkü bu film gercekten görülmeye deger. Bence en güzel sahnelerden birisi ise, filmin son sahneleridir. Yasli Hanna ile orta yasta olan Michael'in birbirleri ile karsilasmalari ve Hanna'nin masada uzattigi el...
Kim ne derse desin, kadin sevince , baska türlü seviyor.
Ayrica, Michael'in ögrenciligi sirasinda siniftaki tartismalarida cok enteresan. Hocasi Bruno GANZ ile konusmasi ve burada aktör Bruno GANZ'in oyuncu özelligi ise ayri bir degerdir. Onu, Der Untergang filminde Hitler rolu ile hatirliyacaksiniz.



NASIL YAPIYORSUN ?


NASIL YAPIYORSUN BU KADAR RAHAT ?...


Odanin demir kapisi gürültülü bir sekilde kapandi, odada ki iki kisiden biri rahat digeri heyecan icinde. Biri her zaman ki siradan rutin isini yapacak, digeri ilk defa böyle bir olay ile tanisacak.

Birincisi, aksam yiyecegi yemegi düsündü bir an, digeri bacaklarinin titremesine üzülüyordu, bu kadar aciz olmamaliydi, alt tarafi verecegi bir cani vardi, zaten dogarken herkesin yaptigi bir anlasma yokmuydu. Niye bu korku bu kadar dedi, kendince.

Verilen elektrik ile bir an vucüdunun her tarafina sanki büyükce bir igne sokuluyordu, tarifsiz bir aci yayiliyordu, adeta vucüdunun her hücresi bu acidan titriyordu. Bir an kasilan vucüdü masadan sanki ilâhi bir kuvvetle kalkacak gibi oluyordu, sonra bir külce gibi tekrar islak masaya düsüveriyordu vucüdu. Kalbi sanki disari cikacak gibi, soluklar kesildi kesilecek, yutkunmasi zorlandi, tükürügü genzinemi kacmisti, öksürük kirizine girdi bir an.

Hayalarina verilen elektrik, tarifi olmayan bir aci veriyordu, bir simsek cakmasi gibi vucüda giren elektrik gücü, vucütta bir an sanki her adaleyi, her hücreyi ele geciriyor tüm acisi ile. Hayalarini bir an artik hissetmedi, ne seks ne karisi, ne iseme gücü, ne mavinin Türkuvaz tonu, ne demli bir cayin tadi, hic bir seyin anlami, anlam denilen seyin kavramini, niteligini bile artik anliyamiyordu. Vucüdundan sanki artik SIYRILDIGINI hissetti. Bu muydu yoksa ölüm?

Bir an makatinda daha baska bir aci hissetti, bir seyin makatindan iceri zorla itildigini hissetti. Iste o an gözyaslarina hakim olamadi, ölümü cagirdi yardima, hani her zaman ölüm akla gelince, " Allah korusun, Allah gecinden versin" denilirken ilk defa olarak cabucak ölmek istedi. Bir an gözünün önüne karisi, cocuklari ve annesi geldi, sanki, ama aci icten ice kahrediyordu.
Birden;
- Ne yapiyorsun evlâdim öyle ?
Diye bir ses duyuldu odada, incecik ama yumusak tonda, belli yaslica birisinin agzindan dökülüyordu bu sözler
Odada ki diger adam, dondu bir an, kirec gibi oldu, gözlerine inananmiyordu ama evet odada bir kisi daha vardi artik.
- Anne, sen , sen ama nasil olur...Allahim olamaz bu, anne ne ariyorsun burda, hem ...hem ...hem sen öleli 2 sene kadar oluyor. Allahim ne oluyor...
Saskinca bakislar altindaki kadinin agzindan,
- Oglum, ne yapiyorsun öyle adamcagiza, elindeki ne öyle oglum... Yazik degilmi adama ? Diye kelimeler acima hissi dolu olarak dökülüverdi,
Bembeyaz olmus adamdan,
- Allahim olamaz, bu ne böyle... diye buz gibi, ölü gibi kelimeler döküldü,
kadinin yanina gidip, tuttu onu, resmen etten ve kemiktendi. Sendeler gibi oldu, adeta bir an masada yatan kisi gibi oldu, yoksa masada yatan o muydu?
- Oglum, bu masada yatan adamin hali ne böyle ? Hem hâlâ soruma cevap vermedin, bir seymi sokuyorsun adamin seyine ?...
-Anne, bak izah edeyim, ben isimi yapiyorum, görevim bu..benim,
Kadin basini öne egip,
- Ben seni bunun icin mi dogurdum ? Geceleri uykusuz kaldim hastaliginda, bu isleri yapasin diyemi uykusuz kaldim, gögsümden sana gani gani süt verirken tüm analik sevgim ile dolu olarak, bunun icinmi oglum, bu isin icinmi ? Bu mu senin isin? Baska hic bir is bulamadinmi oglum? Hem... , hem biz sana, Allah korkusunu anlatmistik evlâdim... Ama tam ögretememisiz demek ki...
- Ama anne nasil geldin buraya ? Ilâhi bir kuvvet ilahi bir mucize bu anne???
Kadin gözlerinden dökülen yaslar ile masada yatan kisinin yanina dogru gitti, eli ile adamin hayalarindaki elektrik kablolarini yavasca takildigi yerden söktü, gözyaslari ile adamin hayalarini sildi...Oglu icin özür diledi, benligini kaybetmis adamdan, iseyip masayi kirletmis olan adamin cislerini temizledi eli ile.
Masada ki yatan adamin, yanaklarini sevdi, gözyaslari devamli akiyordu, adamin gözlerinin icine düstü bu arada iki damlacik.
Adami hafifce ters cevirdi kadin, makatindaki tahtadan beyzbol sopasina benzer seyi yavasca cikarmaya calisti. Bir annelik hissi ile adeta gözleri ile adama özür dilercesine bakti, tüm sevkatini, tüm kadinligini, insanligini vererek bakti. Özür dilercesine verdigi acidan...sopayi cikartti adamin makatindan, sopadaki kan lekelerine, DISKI lekelerine bakarak masadaki adama sarildi bir an.
- Affet yavrum onu...Kücükken hic te böyle degildi, ne yanlis yaptim, ne oldu nasil oldu böyle anliyamiyorum.
Masada ki adamin vucüdunda ki acilar durdu sanki, makatindan sizan kan da durmus, cis kokusuda artik keskin bir sekilde nefeslere karismiyordu.
Odada ki diger adam caresiz cocuklar gibi bir görünüm icindeydi, nerdeyse son bir gayret ile,
-Anne inanamiyorum, nasil buraya geldin.
Kadin gözlerindeki yaslari sildi elinin tersi ile, hafifce masada ki adamin yanaklarina egilip bir öpücük verdi ve,
- Isiklarin en güzel oldugu alemde, güzel bir isik gibiydim, hepimiz öyleyiz orada aslinda, bir an kulagima bir aci bir ses geldi, bir an isigimin tüm güzelligi gidiverdi. Bu acinin sahibini görebilmek icin izin istedim, verdilerde,
- Yani artik tekrar yasiyacaksin degilmi anne ???
- Hayir yavrum, bana bu aciyi görebilmem bir sart ile verildi, geri döndügümde Isiklarin oldugu en güzel alemde degil ama karanliklarin en karanlik oldugu alemi kabul ettigim taktirde gidebilecegimi söylediler, kabul ettim bende.
- Ama niye anne ?
- Annelik iste evlâdim, bu ses bu aci yüklü aci dolu ses beni cagirdi, bir an annelik iste evlâdim, yoksa bu sesin sahibi evlâdimmi , o yigit oglum mu diye bir annelik duygusu cöktü ve sirf sana yardimci olmak icin geldim, son defa olarak...ama gördügüm ile yikildim.
Az sonra geriye dönecegim , sonsuza dek, karanliklara dogru ama bu beni kahretmiyor beni esas kahreden, bu oda, bu sopa, bu elektrik kablolari, bu cis, bu gözyaslari, bu acilar...ve bu senin isin. Ve bunu yapanda sensin. Aksam evine gidip hic bir sey olmamis gibi de yemegini yiyorsun...
Hangi mide ile, hangi insanlik onuru ile, hangi seref ile, hangi aile terbiyesi ile, hangi Allah korkusu ile; bir de Allaha ibadet yapilsin diye yapmis oldugunuz ibadet evlerine gidiyorsunuz bu kanlar ile, bu cisler, bu acuilar ile cepecevre kaplanmis olarak...
Beni karanliklar korkutmuyor oglum, ben daha önce ölmemistim ama beni simdi tam olarak öldürdün...
Bir an odayi sessizlik kapladi, yaslica kadin bir isik yigini gibi oldu, masadaki adamin vucüduna dolandi, uyuyan bebegini tatli bir sekilde yavasca örten bir anne gibi dolandi masadaki ciplak adamin vucüduna, tek bir isik oluverdiler sanki...

Odada ki tek kalan kisi halen neler olup bittiginin bilincinde degildi. Sarhos gibi, bir paranoyak gibi etrafina bakti. Yaptigi isi düsündü, cocuklugunu hatirladi, okulunu düsündü. Eline bir an buz gibi bir metal sey degdi...



Tüm dünyada iskencelerin son bulmasi ümidi, hayâli, dilegi ile...Ve ayrica tüm iskence görenlerin, iskenceden ölenlerin ANISINA...

zaterdag 15 augustus 2009

HÂLÂ GÖZLERiMiN ÖNÜNDE...


NE CABUK BÜYÜDÜN...

Bugün ne güzel agirladin beni evinde, " evinde " demek her ne kadar da kolay olmasada benim icin ama öyle.

Ne güzel vakit gecirdik, acikcasi vaktin nasil gectigini anliyamadik. Ben zamanin nasil bu kadar cabuk gectigini halen anlamis degilim ki toparlanayim. O kücük minicik kiz vardi az önce burada, önüne mutfak önlügü takip illâki bulasik yikamak isteyen, az önce buradaydi ama gitmis.

Herkes yaninda ama tek basinasin yinede. Ama güzel olan, kendinden emin. Kararlisin. Artik karar vermenin kararligi icindesin, zorlanmadan da aliyorsun alman gereken kararlari ne güzel.

Daha düne kadar tabagini sen uzatirken , simdi ben uzatiyorum tabagimi sana dogru. Sesin oturdugun yeri sicacik dolduruyor. Her taraf simsicak.

Nasilda gecmis zaman ama olsun ...ne güzel geciyor...

BAKACAK BiR SEY OLSUNDA...




TELEViZYON PROGRAMI OLSUNDA, NASIL OLURSA OLSUN


TRT icin program hazirlayan biri, hazirladigi dönemde sahtecilik ve dolandiricilik iddiasi ile hakkinda acilan kamu davasindan yargilanip hüküm giydi. Olayi ortaya cikaran TRT Teftis Kurulu raporunda bu kisinin kurumu ugrattigi zarar, 2 milyon eski Belcika Frangi, 4 milyon 650 bin eski Italyan Lireti, 104.100 eski Fransiz Frangi, 34.600 ABD Dolari, 28.400 Ingiliz sterlini, 35.360 Avusturya Silini, 1.558 eski Alman Marki, 310 Isvicre Frangi...

Bu adam, Ankara 17 asliye Ceza Mahkemeinin Esas 1994/1315 sayili karariyla TRT'yi dolandirmaktan 11 ay 20 gûn hapis cezasi almistir. Cezasi Yargitay tarafindan da onaylanan bu kisi, TRT'nin zararini geri ödemis ve aldigi hapis cezasi paraya cevrilmistir. Hakkinda ayni suctan acilan ikinci bir davada, mahkemece suc sabit görülmekle birlikte zaman asimi nedeniyle dava düsmüstür.

Onu, bu olay ile yakalayan Ugur MUMCU'ya " Yapma Ugur biz arkadasiz" demis... Bu adam halen TV'da programlar yapiyor ve bazilari bu adamin programina cikiyor, bu adamda " benim programim'a " ciktilar diye övünüyor.

Ama kabahat onda degil, bu adami adam sayip ta programina cikanlarda. Insan sormazmi bir kere, Sen kimsin kardesim ? Sen kimsin bana soru sorabilecek ? Sen önce, kendine sorulari sor, onlara cevap ver sonra program yapip yapamiyacagina karar ver. Program yapanda mi yoksa yaptiranda mi ?

Kimisi, bu adamin programina cikmayi bir sey zanneder,
Kimisi sadece TV'ye cikmayi bir sey sanip bu kisinin programina cikar.
Ve bazilarida bu programi izler...

Insan bir kere sormazmi kendi kendine, ben niye bu adamin programini izliyorum ? Kim bu adam ? Bu adam degilmiydi, devletin Televizyon Kurumunun paralarini calan ?
Bu adamin gazetede yazilari cikiyor, gazeteci ! arastirmaci ! halkin yaninda...

Rahmetli Ugur MUMCU yasamis olsaydi, ne gibi yorumlar yapardi, neler derdi aceba.

Koyunlari gectik artik, uyu yavrum uyu, Yazik.

MEYHANE DUVARLARINDAN iNCiLER...




Dün aksam en yakin arkadasim, Nietzsche'yi, ve diger arkadaslarim, Magritte'yi, Sartre'yi, Descartes'i, Comte'yi, Marx ve onun yakin arkadasi Engels'i, Sokrates'i, Kant'i, Aristoteles'i ve Platon'u cagirdim. Hep beraber bulusup salas bir meyhane'ye gittik. Meyhane, her ne kadar salas pandras olmasina karsilik, iyi ickiler ve tapa's lari var ve arti güler yüz ile servis yapiliyor.

Nietzsche, önce bira icicem dediysede daha sonra hepimiz gibi kirmizi saraba takildi. Magritte her zaman ki gibi sessiz, agir basli sadece piposunu icmemesini sigara yasagi oldugunu söyledim, son derece kibar bir sekilde anlayisla karsiladi. ( Kültür'ün gözünü seveyim.) Sokrates'i, Platon ve Aristoteles ile yanayana oturtmadim yoksa bir basliyacaklar kaynatmaya biz orada armut gibi kalicaz olmaz dedim, Sokrates'i ineklik olsun diye Marx ev Engels'in ortasina oturttum.

Ilerleyen saatlerde kafalari yavas yavas bulmaya basliyoruz, Magritte bir ara kivirir gibi yapti ben artik gideyim, esim merak eder, dediysede Marx'in heybetli sakallarinin arasindan cikan lâf ile oturdu yerine. Nietzsche, bir ara sakin bir sekilde Magritte'nin kulagina egilip,
- Bir daha erkenden kalkip gitme numarasi yapma, kirk yilin basi bir araya geldik... Zaten deliyim, isiririm kulagini tek kulak ile sende VAN GOGH gibi resim yapmaya baslarsin, dedi. Magritte'nin oturdugu yere cakildigini hisseder gibi oldum.

Meyhane'nin duvarlarinda cesitli yazilar vardi, tabii bazi deyisler bunlara ait olunca basladilar bu söylenenleri tartismaya, bende bir ara Istanbul'daki bazi meyhanelerin duvarlarindan not ettigim deyisleri okumaya basladim.
Dünyanin en cesur yaratiklari insanlardir,
öleceklerini bilerek yasarlar

Madem dünya hic,
gece de
gündüz de
ic.

Sarabin adi kötüye cikmis,
tadi hos
Hele bir güzelle icersen,
daha bir hos.

Bu deyis sonunda Magritte,kadehini kaldirip
- Tüm güzeller icin, dedi. Onun gözlerinin önünde eminimki bir an esi, Georgette geliverdi. Suratina baktim o da bana bakti, sessiz bir sekilde Georgette icin...dedim, anladi dudaklarimdan cikan kelimeyi gülümsedi, tesekkür etti.
Sokrates,
- Hadi Yavuz, devam, kesme bu güzel akisi, deyip bana bakti.

Eger sana icki dokunuyorsa
sen de ickiye dokun.

Horoz ötsün ötmesin,
sabah mutlaka olacaktir.

Marx ve Engels birbirlerine bakip, güzeeelll dercesine bu deyisi onayladilar.

Zirveye cikarken herkese selâm ver, cünkü inerken
onlarla karsilasacaksin.
Sokrates ve Plato birbirlerine bakip, ne güzel dercesine baslari ile onayladilar, Sokrates bu cok güzeldi, hadi iciyoruz...

Insanlar topraktan yaratilmistir,
her an camurlasabilirler,
- Voila, dedi Sartre bir an
- Harika bir deyis, keske bir dônem Tûrkiye'ye gelseymisim.

Basimizdan gecenlere degil, kafamizdan gecenlere icelim.

Büyük Adam olmaya gerek yok,
bizler yalnizca Adam olalim yeter.

Dünyada oturarak basariya ulasan tek canli
tavuktur.
Kant bir an kuvvetli bir kahkaha patlativerdi, bunu Descartes ve ardindan hepimiz izleyip bizlerde kahkahalari koyverdik. Nietzsche ve Marx, biri biyina digeri ise hem biyigina ve sakalina bulasan sarabin damlaciklarini silip gülmeye devam ettiler.
Iyi yaptin hepimizi cagirdin, dedi Nietzsche bir an,

Akilli olup ta dünyanin kahrini cekecegine,
deli ol dünya senin kahrini ceksin.
Hegel bir an Nieztsche'ye dönüp,
- Alinmiyorsun degilmi ? diye sorunca, Nietzsche'de ona dönüp,
- Sen diyalektigin ile ilgilen, bulasma bana. Akan sularin temizligine karar verdinmi? Diye gümümsedi. Magritte halen bu adamin yaninda oturmaktan hafif korkar gibi, kulagini ona dönmüyor adeta.

Dal rürgarlari affetmisse de kirilmistir bir kere...

Esek nereden bilecek ki zevki sefayi; sor bakalim
hic cekmis mi kafayi ?

Nietzsche, basti kahkahayi, arkasindan tüm grup dakikalarca güldük.
Bir ara, Sokrates bana ,
- Yavuz, her kadeh kaldirista SEREFE diyorsun kim bu veya neden , ne demek istiyorsun yani bununla, diye sordu. Bende ona,
- Dinle o zaman sakalli, dedim.
Bir zamanlar icki icmek bir adap bir usül isiymis. Icki masasina oturan agir agbiler, bizler gibi yani, icmeye baslamadan önce kendi aralarinda su anlasmayi yaparlarmis;
" Arkadaslar, bu meret sisede durdugu gibi durmaz, her ne kadar yakin ahbap olsak da
bir süre sonra cenemizin bagi cözülür ve olmadik seyler söyleyip
sonradan pisman olacagimiz seyleri anlatabiliriz. Bu masada konusulan
ve anlatilanlar sadece ve sadece bu masada kalacak, söz mü ?
SÖZ...!
SEREFiNE Mi...?
SEREFiNE .....!!!
Iste böyle, o zamandan bu zamana adeta bir yemin gibi bu " serefine" sözünü söylüyoruz...
Hepsi bir an duraksadi, adeta söylesmisler gibi kadehler kalkti ve hep bir agizdan birbirimize ve
birbirimizin gözlerine bakip,
SEREFE... deyip geceyi süsledik.



woensdag 12 augustus 2009

TiMUR SELCUK




iSPANYOL MEYHANESi



Aksam yemekten sonra maillerime bakarken Youtube'da acip hosuma giden sarkilarida dinliyorum. Bu aksam sarkilardan sarkilara gecerken Ispanyol Meyhanesi sarkisindan karsima Timur SELCUK cikti. Cok özlemisim sesini, bulabildigim sarkilarini dinledim... Ister istemez gerilere ativeriyor seni bu sarkilar, Ayrilanlar Icin, Beyaz Güvercin, Bugün Yarin Daima, Dönek Türküsü, Karantinali Despina ve Kizim'a.

Kulaginiza güzel bir müzik dinletmek ve bu arada müzik ile beraber kaliteli ve anlamli sözleri kendi yorumu ile seslendiren birinide dinlemek isterseniz...Timur SELCUK.
Belki nostaljik oluyor ama eskiler bir baska...

TÜKENMEZ KALEM ve PiYANO


TÜKENMEZ KALEM ve PiYANO


Piyano dersi icin sirasini bekliyen cocuk sandalyeden ayaklarini salliyarak basini pencereye dogru cevirdi. Büyükce pencereden görünen manzara muhtesemdi, adeta bir tablo gibi. Tüm pencereyi kaplayan masmavi bir deniz ve göz alabildigince, piril piril gökyüzü mavisi ile adeta karisiyorlardi. Baharin canlanmasi, pencere arkasindan bile adeta hissediliyordu, dokanircasina.
Kirlangiclarin ciglik cigliga delicesine ucuslari, tomurcuklari patlamis agaclarin cicekleri dallari bir gelin basi gibi süslüyordü. Yesil daha bir ulvi yesil mavi ise ilâhi bir mavi sanki.

Sandelyeden disarisini seyreden cocuk , penceredeki sanki bu tablo gibi görüntüye pencerenin sag kenarindan girmek isteyen kum yüklü takayi gördü, kirli grimsi yelkeni ile carsaf gibi denizde nazli nazli gidiyordu taka.
Bir ara kulagina oyun oynayan cocuklarin civil civil seslerini duydu ve bir an kendine geldi. Kendini bir an adeta cezalandirilmis gibi hissetti. Arkadaslari bu güzel havada disarida tüm neseleri ile oynarken o piyano sirasini bekliyordu.
- Siradaki gelsin ,
Sesi ile irkildi. Nihayet sira ona gelmisti. Yaslica hocanin yanina dogru gitti. Sandalyesine oturdu. Kitabini yerlestirip gecen haftadan kaldiklari sayfayi acti.
-Gecen hafta nerede kalmistik,
diye soran piano hocasina ilgili sayfayi isaret edip,
- Burada kalmistik efendim, deyip beklemeye basladi.
- Parmaklar, parmaklar tuslarin üzerinde, basliyoruz. Do nerde, nerde evladim
diye gürleyen ses cocugu ürkütmeye baslamisti bile.
- Evet basliyoruz, hazirmiyiz, bir iki üc
diye saymaya baslayan hocadan sonra cocuk, pianoyu calmaya basladi.
- Re yanlis re yanlis
diyen yaslica adam, tükenmez kaleminin ucu ile cocugun parmaklarinin tirnak üstü etine batirarak,
- Bu re bak bu re
diye homurdanmaya basladi.
- Re, sol, mi eveeeeet, 2 sayiyoruz eveeeeeet, sol, sol, fa bak fa hangisi
deyip yine tükenmez kalemin ucu cocugun parmagina batmaya baslamisti.

Bir taraftan parmak acisi, bir taraftan sesi ürkütücü bu yasli hocanin görüntüsü müzik dersini adeta, azap dersine cevirmeye baslamisti.
Bu ders aslinda , gözlerinde acidan yaslar biriken cocugun özel olarak almis oldugu bir dersti. Her cuma öglen arasinda , bale salonunda 3-5 ögrenci arkadaslari ile birlikte piyano dersi icin toplaniyorlar, emekli hocadan ders aliyorlardi.
Her cocugun ailesi ise bu hocaya azimsanmayacak bir ücret ödüyorlardi.

* * *
- Parmaklarina ne oldu öyle evladim
diyen babaanneye cocuk,
- Hiiic, diye cevap verdi. Yasli kadin cocugun parmagina bir kere daha bakip iceriye dogru seslendi.
- Mehmet Ali, gel evladim baksana bir kere oglunun parmaklarina .
Adam oglunun yanina gelip oglunun ellerini avucunun icine alip,
-Bakim , vay vay vay bu ne yahu böyle. Ne oldu oglum ?
Cocuk piyano dersini anlatinca , o günden sonra bir daha ders alinmadi.

Her piyano bir tükenmez kalem, adeta her tükenmez kalemde bir piyanoydu artik.
Yillar sonra bile hala tükenmez kalemden nefret ediyordu. Bazen, kisiler neden hep dolma kalem ile yazdigini daha dogrusu neden herkes gibi tükenmez kalem ile yazmadigini sorduklarinda gözünün önüne hep o “tablo” geliyordu.

Benim kisaca piyano hevesim böyle köreltildi, keske diyorum iyi bir müzik hocasina rast gelseydim. Ama bütün hocalar aslinda iyi degilmidir ? Hepsinin bir tek amaci yokmudur, daima ögretmek, bir seyler ögretip arkasinda bir seyler birakabilmek , biraktigi, arkasindakiler degilmi gelecek nesili temsil edecek olan. Bana kalirsa her hocanin tek gayesi bir cümle ile söyle anlatilabilir
“ Baki denen bu kubbede hos bir seda imis. “

Her hoca yillar sonra sokakta veya bir yerde elini öpmeye calisan bir eski ögrencisi ile bu sedayi duyar
- Adin neydi evladim ? sorusu ile bir an vakit durur taaa eskilere gidiverir. Alacagi bu tat bu duygu onu tatli bir mutluluk ile karisik eskilere gidebilmenin mutluluk sarhosudur artik.

Ben o müzik hocama kizgin veya küskün degilim. Kimbilir onunda ne gibi dertleri vardi, ödemeleri, taksitleri, saglik programi ,yüksek tansiyon belki, cocuklarinin okul , üstbas masraflari, kolay degil muhakkak.

Keske hocam, tükenmez kalem ile degilde , gülümsemelerin ile parmaklarim morarsaydi
.

TEMiZ, TEMiZLiK, TERTEMiZLiK




TEMiZ, TEMiZLiK, TERTEMiZLiK



Adam isaret parmagi ile öyle güzelce burnunu karistiriyordu ki o kadar olabilir, kendinden gecmis ve parmagi ile adeta kömür madeninde yapilan kazi misali parmak ile calisiyordu. Parmagindaki irice parcalari büyük bir ustalik ile yuvarliyordu, mercimek büyüklügüne getirdigi parcalarida usta bir parmak hareketi ile atabildigi kadar uzaklara firlatiyordu. Böylece 7-8 dakika kadar burun temizligi yapildiktan sonra o parmaklar ile ellerini birbirine sürüp güzelce temizledi.
Yarim saat kadar sonra suratindaki bir sivilceyi patlatti, parmaklarina bulasan pisligi ceketinin kenarina sürdükten sonra yine ellerini birbirine sürerek temizledi. Daha sonra hapsirdi, hapsirirken elini agzina götürüp kapatti, eline bulasan tüm aksirik sonrasi pisligi yine ellerini birbiri ile ogusturup güzelce temizledi...

Ictigi caylar ile iyice tuvaletinin geldigini hissedip tuvalete gitti, kücük tuvaletini yaparken penisini o temizce elleri ile tuttu, tuvaletin sonuna dogru ne kadar sallarsan salla deyiminine inat eliyle penisinin her tarafini tutup iyice salladi. Tüm eli ile penisinde adeta degmedik yer birakmadi. Tuvalet cikisi elini muslugun altina götürüp sabun ile elini yikadi, temizlik ne güzel sey canim, diye düsündü icinden.

Daha sonra kahveye ugradi. Uzun zamandir görmedigi bir arkadasi ile karsilasti tokalastilar. O tokalastigi arkadasi az önce tuvalete gidip basurunu eli ile kontrol etmis daha sonra ellerini yikamak icin lavaboya geldiginde sularin akmadigini görünce ellerini tuvalet kagidi ile iyice! temizleyip, tekrar masaya gelip iskambil oynamaya devam etmisti. Bu arada oyundan kalkan kisinin yerini alip, o da pispirik oynamaya basladi, bu arada eli ile disini karistirdi, bir ara burnunu yine karistirdi bir ara tuvalete gitti yine kücük tuvaletini yapti tabii yine ne kadar sallarsan sallani uyguladi, o tertemiz elleri ile yine penisinin her tarafini tuttu. Ellerini yikamak icin lavaboya geldi ama o da suyun akmadigini görünce,
- Pislige bak agbi yaaaaaa , olmaz böyle sey
deyip, derin ve okkali bir küfür savurdu.

Kahve cikisi eve gelip aksam yemegini yediler, tv seyredildi, daha sonra karisi ile beraber oldular... Bir kac gün sonra kadincagiz akintisinin oldugunu gördü, bir iki gün gecer düsüncesi ile beklediysede sonunda dayanamadi ve doktora gitti, sonuc; Mikrop kapmis...nerden olabilir ki...

Ne yazik ki bu anlatilan durum milyonlarca kisilik ülkemizde gecerli. Ellerin herseye deydigi ve kolaylik ile mikrop tasidigi bu eller ile erkekler kücük tuvaletlerini yaparken maalesef yanlis bir aliskanlik ile ellerini yikamadan penislerini tutup ellerindeki tüm mikrobu bulastiriyorlar ve tuvalet yapildiktan sonra ise eller yikaniyor.

Esasinda, bir erkek tuvalete gitmeden önce ellerini güzelce yikamali ve ondan sonra kücük tuvaletini yapmali böylece tertemiz elleri ile tuttugu organina mikrop bulastirmayacak ve böyleliklede karsi tarafa bu mikroplari bulastirmamis olacak. Tuvalet ihtiyacini giderdikten sonra tekrar ellerini yikayarak tam bir temizlik yapmis olacaktir. Cesitli bulasici hastaliklara sahip kisilerin tuttuklari para el degistirdikce maalesef paranin üzerindeki mikroplarda o derecede yayilma ve bulasma alani bulacaklardir.

Gecenlerde belsogukluguna yakalanan bir kisinin bu hastaliktan kurtulmak icin kulaktan duydugu bir bilgi ile calilar arasinda bir köpek ile cinsel iliskiye girmesi sirasinda yakalanarak gazetelere cikan bu kisinin tuttugu paralarin elden ele gecmesini düsünün bir kere. Manavdan alinan para daha sonra bakkala veriliyor oradan alinip firina veriliyor oradan balikciya yani devamli olan bu sirkülasyon sirasinda para ile temas eden eller, birbiri ile karsilasan kisilerin tokalasmalari ile yine bulasan pislik ve mikroplar tabii ki tehlikeli bir ortam olusturuyor. Bunun icindir ki erkeklerin olsun kadinlarin olsun tuvalet öncesi ellerini yikamalari kadar dogal bir sey olamaz. Tuvaletten sonra eller tekrar yikanir, böylece bu aliskanlik ile cagimiza yakisan bir aliskanlik kazanmis oluruz.

Hem kendi temizligimiz hemde nisbeten olsun karsi tarafin temizligi icin. Bazen erkekler tuvaletinde görüyorum adam kücük tuvalaletini yaptiktan sonra dahi elini yikamiyor yada parmaklarinin üzerine bir iki damla su alip ogusturuyor yani tabir-i caiz ise ellerine su göstermis oluyor. Üsenmemeli kesinlikle üsenmemeli ve her ne olursa olsun tuvalet önceside ellerimizi yikamaliyiz böylelikle azicik su ve sabun kullanmak ile kazanacagimiz seyleri düsünün, sadece kendiniz icin degil toplum olarak, tüm ülke capinda.

Ilk anda cok mantiksiz gibi gelebilir belki ama düsündükce tam tersi cikiyor ortaya...

ÖPÜSMEK ÜZERiNE



ÖPÜSMEK ÜZERiNE

Hergün rutin olarak yaptigim sey, ögle yemeklerinden sonra yarim saat kadar yürümek, bunu hic olmazsa kendime adet edindirebildim, spor olarak. Bugün de yürüyüsümü yapmis bir sekilde yavas yavas ofis'e gelirken, otobüs duraginin orada kendilerinden gecmis bir cift gördüm, nasil kendilerinden gecmis ve zevk ile öpüsüyorlardi ki gayri ihtiyari durdum, baktim. Inanirmisiniz mutluluk duydum bakarken.


Esmerce , uzun sacli güzel oldugunu tahmin ettigim kizin suratinin yarisini görebiliyorum cünkü diger yarisi dis doktorunun kontrolunde, genc delikanli ise o da fena bir tip degil, yakisikli birine benziyor ama onun da suratinin yarisini göremiyorum. Birbirlerine sarilmislar, öpüsmenin zevkini cikartiyorlardi. Memnunluk ile baktim, hosuma giderek baktim. Takdir ederek baktim. Keske gözlerim böyle manzaralari daha cok görebilse.

Dudaklar bana kalirsa bir insanin en hassas ve en özel organi. Kimi zaman buz gibi olabiliyor kimi zaman ise alev gibi. Kimi zaman saygin bir öpücük annemizden, kimi zaman takdirle dolu bir öpücük babamizdan.

15-16 Yaslarindan itibaren, saniyorum 21-22 belki 23 yasina kadar ve daha da dogrusu ekmek elden su gölden, harclik babadan, yemeklerde anneden kesilinceye kadar öpüsmenin tadi bir baska oluyor. Unutabilirmi insan ?

Bir an düsündüm de böyle icten gelen duygular ile ayni bu öpüsmeyi Konya'da-Nevsehir'de, Yozgat'ta, Samsun'da yapabilirmi insan diye. Ama kendi kendime dedim ki, hic insan öpüsürmü böyle ulu orta...Degil mi ama, o meydanda bir esegi öpün dikkati cekmezsiniz ama sevdiginiz ile öpüsürseniz olmaz. Insan öpüsmez...

Peki, tabiat birbirinden hoslanan ciftler icin bir dudak yaratmis, bunun anlami ne o zaman. Gitsin evlerinde öpüssünler, denebilir, peki o zaman hangi eve gitsinler... kimin evi müsait, kizin evimi...? SIKAR biraz. Öldürtemedik kizi. Erkegin evimi... o da SIKAR biraz, eve kari kiz atiyor, evi geneleve cevirdi, demezlermi?Bu zorluklar altinda azicik parkta öpüsmeye calisan cift ise, sapik olarak nitelendirilip ya halk tarafindan yada parkin namusunu bekliyen bekci tarafindan ikaz edilir, kovalanir yada dövülürler.

Yazik, insanin sadece 1 defa yasiyabilecegi bu hayatta, sadece bir defa tadabilecegi 15-16-17-18 yaslarindaki ilk öpücükler, dayak yeme korkusu altinda, yakalandikmi birisine düsünceleri altinda adeta bir tavsan gibi korka korka yasaniyor... Yazik. Düsünün bir ara ilk öpüstügünüz yer neresiydi diye. Ya bir disko'da o da Allah'tan diskolar hep lostur. Ya da sinemanin en arka koltugunda tatli bir kacamak. Hep karanlik yerler ama. Söyle gögsünüzü gere gere, gündüz isiginda sevgilim ile sevdigim ile doya doya öpüstük diyebilen kac kisi cikabilir. ( Zaten onlarda sapiktir degilmi ama)

Sonrada, daha öpüsmeyi bile bilmeyen bir toplumdan, normal SEKS mi bekliyorsun? Normal kiz-erkek iliskisimi bekliyorsun ? Acima hissi olan bir toplum mu bekliyorsun. Yari sadist olmus bir toplumdan mi bahsediyorsun? Sevginin olmadigindan mi bahsediyorsun ? Kadina sayginin olmadigidan mi bahsediyorsun ?
Namus duygusunun erkek ve kizin ellerinin arasinda oldugunu (elele yürümek) ve dudaklarda oldugunu kabul ettigimiz sürece böyle gelmis böyle gider.

Acinilacak bir toplum mu yoksa igrenilecek bir toplum mu oluyoruz (olusturuluyoruz) ?

dinsdag 11 augustus 2009

ISSIZ ADAM ÜZERiNE


ISSIZ ADAM ÜZERiNE


5-6 ay kadar önce Türk vatandaslarimizin yogun olarak oturdugu semte gidip oradaki videocudan yeni filmlere söyle bir bakip 2 tane kiraladim, Cem Yilmaz'in son DVD'si ve ISSIZ ADAM isimli bir film. O aksam Cem Yilmaz'i önce seyrettik, esim sabahlari erken kalktigi icin ikinci filmi seyredemedi cünkü uyuyakaldi. Ona kiyamadim ve uyandirmadim, ben tek basima diger filmi izledim. Acik söylemem gerekirse, film bittiginde bir tuhaf oldum, film cok dokanmisti.

Ertesi gün esime bu filmi muhakkak izlemesini söyledim o aksam esim bu filmi izledi ve
- Gazetelerde yaziyordu konuyu oradan okudum, fena degil, dedi. Ama benim bekledigim ise bu cevap degildi. Esimin kizkardesi ise cok daha zalim bir sekilde;
- Genelde erkekler agliyormus bu filmin sonunda, dedi

Cocuklugumdan Türk Sinemasini hatirliyorum, bir türlü öpüsmeyen basroldeki kadin oyuncu. Öyle sartlanmiski artik sevgilisinden veya kocasindan " Sakin öpüsme haaa" zavalli degil öpüsmek el ele daha yürüyemezlerdi nerdeyse ask filmlerinde dahi. Hani Hintlilerin Filmlerinde de,dinsel acidan öpüsmeyen hindu artistler misali kiz tam öpüsüyorlar derken basini cevirir, erkek ile yanak yanaga gelirlerdi. Hele hic bir sahnede nasil olursa olsun sac sekli ve makyaji hic bozulmayan filmler unutulurmu. 40-45 sene sonra böyle bir film seyredince cok tuhaf oldum ve korkunc derecede zevk aldim filmden.

Öncelikle, seyrettigim illâki güzel olmasi gereken ve illâki de seyretmemiz gereken bir cok Amerikan Ticari filmlerinden cok daha güzel ve basarili. Ayrica filmdeki ticari hava ise ayri bir olay tabii bana kalirsa. Hani bir cok amerikan filmlerinde film seyredilir birde seyrettikten sonra filmin CD'si satin alinir bunun misali, Issiz Adam filminin müzikleri ise cok özel secilmis ve ayri bir basari. Oradan bir kere Bravo. Ticari hava dedigimde eminim ki bir cogumuz bu filmin Cd'sini satin aldik.
Ikinci bir husus ise, oyuncu Melis BiRKAN'in bu kadrmi güzel olur, bu kadarmi güzel oynanir dedirten basarisi. Kim ne derse desin, bana göre Türk Sinemasinda en basarili oyuncu kim deseler, tereddüt dahi etmeden hemen onu gösteririm. Filmin basinda tanisma sahnesi, cocuktan kitabi alma sahnesi, cocugun evine giderken giyinme sahnesi, Cemal HUNAL ile beraber sessizce parkta oturup manzara seyretmeleri ve o arada kizin karnim acikti sahnesi gibi bir cok sahneler varki tipik ask sahneleri ama son derece naturel ve icten gelen hareketler ile cekilmis. Tûrk seyircisinin, cogu gencimizin gecmiste hic olmazsa o hareketlerden birini yapmis oldugu sahneler var bu filmde.

En önemlisi, Melis BiRKAN'in yani filmdeki basrol oyuncusu artistin sevisme sahnesinin olmasi. tek kelime ile DEVRiM. Gerek cekim olarak gerek oyuncularin performansi olarak tüm sevisme sahneleri gayette basarili. Madem ki artist'im ve benim profesyonel isim bu, isimin hakkini veririm kim ne derse desin umurumda bile degil anlayisi ile gercekten son derece güzel bir örnek olmus Melis BiRKAN.

Bitmedi...

Filmdeki diger bir konu ise evlilikten korkan erkekler. Evet, bu aslinda toplumumuzda bana kalirsa biraz da tabu gibi. Cünkü evlenmemis erkege bildigim kadari;
- Niye evlenmemis? Bir maruzatimi var ? Vardir bi boku canim ?
Gibi hemen yapistirmalar birbirini ekler. Ama bir gercek varki her zaman evlilikten cekinen erkekler olmustur.
Yanliz yasama, yanliz karar verebilme, kisacasi özgürlügün engellenmesi, diyebiliriz. Ikinci olay ise, mesuliyet alma isi, cesitli kararlar alabilmek ( ortak kararlar), yatirimlarin yönlendirilmesi, cocuk sahibi olmak, bir cocuga bagli kalip hayatin tamamen degismesi.
Ücüncü bir yardimci düsünce ise, seks konusu, hep ayni kadin ile bir yasam. Bir an komik gelebilir ama diger taraftan bence cok önemli ve tartisilmasi gereken bir konu ( SIKIYORSA TABii...)

Aklima hemen gelen konular bunlar, bu film icin yazilanlardan biri ise söyle, filmdeki cocuk Alper, yanliz yasama alismis biri, cagimizin modern calisma düzenine ayak uydurmus ve sadece isini düsünür olmus. Tanistigi güzel kiz Ada, onu cok etkiler. Hatta öyleki ilk defa olarak kalbinde ona yer verir. Ada'yi tanidikca baglanmaya baslar böylece kendinde Ada'ya yer verdikce yerinin daraldigini hisseder...denilmektedir.

Yuvayi yapan disi kustur derler ya, bu güzel filmde bir kac kez görüyoruz, bu olayi. Sevginin güzel bir sey oldugunu, ne olursa olsun sevmenin ve sevilmenin bizler icin önemini cok güzel vurgulamis.

Son olarak, nerdeyse tüm Türk filmlerinde basroldeki genc adam ile genc kiz hep evlenirler ya bu filmde bu yok. Yok oldugu icinde enteresan degil, öyle gerektigi icin senaryodaki gûzelligi devam ettirdigi icin, gercek bir öykünün degisik bir anlatimi oldugu icin güzel...

Seyredin.

zondag 9 augustus 2009

SEHiRCiLiK ÜZERiNE





SEHiRCiLiK ÜZERiNE



Yazilarini büyük bir zevk ile okudugum NIETZSCHE'den müsade alip degisik bir kitabi okumaya basladim. Kitabin ismi SEHiRLER, yazari ise John READER diye bir Ingiliz. Hani derler ya bütün kitaplar iyidir kötü kitap olmaz diye galiba bende bu deyisten etkilenip gaza geliyorum ve bu kitabi okumak daha dogrusu basladigim bir kitabi bitirmek istiyorum. Ama gel gör ki hani nasil bir cocuk sevmedigi bir yemegi yememek icin agzindaki lokmayi cigner durur bir türlü yutamaz, bende bu misal bir türlü bu kitabi söyle elimden firlatip atamiyorum. Kitabi tercüme eden kisinin tercümeden sonra bu kitabi okuyup okumadigini cok merak ediyorum, iste beni esas bunaltan soru da burada. Bence basarisiz bir cevirme olmus. Insanin arkasindan konusmak ayip ve yakisik almaz derler bende bunu bildigim icin, Yapi Kredi Kültür Yayinlarina bu kitabin tercümesi hakkinda bir mail attim bu durumu aynen yazdim. Aldigim cevap ise kitaptan daha vahim;

- Mailinizi aldik, maalesef icinde bulundugumuz bu dönemde, cevirmenlere 3 ay vakit taniniyor, kendilerine verilen kitabin tercümesi icin. Iste ben o zaman anladim, neden bu yemegi bir türlü yiyemiyorum diye, tadi bayagi yavan olmus.Neyse benim asil konum ise, benim Sehirler üzerine düsüncem.

Sehirler kitabinda, yazarin ifadesine göre, bir grup uzmanlar; sehirlerin, bir korkunun ürünü olarak ortaya ciktigini ifade ediyor. Diger bir görüse göre ise; Sümerler zamaninda, üretim fazlasinin, nüfusun hizla artmasina yol actigi ve köy toplumlarinin birleserek sehirleri kurmalarina sebep oldugunu yaziyor.

Yaklasik olarak dogdugum sehir Istanbul'dan 30 yildir ayri yasiyorum. Ne zaman Istanbul'a inmemize yakin, ucagin camindan asagiya baktigimda, Istanbul'a varmis olmamiza, Istanbul'a gelmis olduguma seviniyorsam, bir o kadar da Istanbul'un ucaktan görünüsünün zevksizligine üzülüyorum.

Bir sehir ancak bu kadar beton yigini, üst üste bina zevsizligi, cok az yesillik olusturabilir. Iyiki Istanbul'un bir gecmisi var ki hic olmazsa bu stilini biliyoruz ve onu hatirliyoruz. Cocuklugumda, Topkapi surlarindan disari cikinca, Istanbul'dan disari ciktigimiza inanirdim. Simdi ise, Silivri'den basliyan Istanbul, nerdeyse cok az kalmis Adapazari ile birlesmeye.

Ilk olarak 11 yasinda geldigim ( yani 1967 yilinda), Belcika'nin Antwerpen sehri ne ise genelde ana hatlari ile, genel kabugu ile 2009 yilinda da ayni. Buradakilerde sehir ile ilgileniyorlar, alt yapi olsun, binalarin kontstrüksiyonlari, cephe görünüsleri, estetik olarak ve ayni zamanda karakteristik olarak binalara gereken dikkati ve önemi veriyorlar. Ve her türlü destegi de aliyorsunuz.

Bu gün esim ile beraber iki sevgili, iki asik, iki arkadas adeta üniversite yillarimizdaki gibi yasadigimizi sehiri dolastik ama bir fark ile Istanbul'da bol bol yürürken bugün bisiklet ile dolastik, saatlerce.
Muhtesem yeni binalar yapilmis hemde ne binalar, mimarlarin bu plânlar üzerlerinde epey düsündüklerini ve tüm zevklerini sekillerin icine yansittiklarini gördük. Bunu sadece görmüyor ayrica hissedebiliyorsunuz, enteresan degilmi ama öyle. Bizde gördügümüz yapmacik vatan, millet, sakarya, milliyetcilik lâflari, göz boyama ve beyin yikamalari ile sehircilik anlayisi ve gelismeleri böyle olmaz, ama adam gibilerini bu makama, bu isi anlayani, yakisani, politikanin pisliginden uzak kalarak, ve sehircilik yatirimi ile düsüncelerini uzun vade de hesapliyarak ve görerek iste böyle cizgiler yaratarak, böyle kompozisyonlar olusturarak bu düsûnceleri tasiyan kisiler ile vatanini sevdigini pekalâ gösterebilirsin... diyorum.

Yasadigimiz sehirde de semtler belirli bir dönemden sonra insanlardaki istege göre tabii ki spekülâtörlerinde yatirimlari dogrultusunda semtlerde kaymalar, yer degistirmeler veya farkli insanlarin yerlesmeleri gözlemlenebiliyor. Ama tekrar söylüyorum ki burada yasadigim bu sehir ucaktanda bana hep ayni gözüküyor.

Bir örnek isterseniz söyle izah edebilirim, bizim adeta bogaz diye adlandirdigimiz bir semt var. Bu semt Antwerpen sehrinin liman noktasi. Eskiden buradaki evlerin alt katlarinda hayat kadinlari bulunurdu, istisnasiz her evin altinda, kücük bir odasi olur, ve kirmizi birde isik yanar. Onun icin burada hayat kadinlarinin yeri denilince " Kirmizi Isiklar" diye tarif edilir. Iste bu bölge oldugu gibi yeni spekülatif yatirimlardan etkilenen ev sahiplerinin iyi para karsiligi evleri satmalari ile bu kadincagizlarda " ask yuvalarini " baska yerlere tasimak zorunda kaldilar. ( Böylece artik coluk cocuklu anne ve babalar, cocuklarinin " Anne, baba, bu kadinlar niye yari ciplak vitrinde oturmuslar ? gibi sorularda artik burada olmiyacak) . Ama öyle laleyttayn bir yerde olmuyor, belediye yine bu konuda detayli bir calisma ve inceleme yapip olayi günlük olarak degilde cok uzun kapsamli olarak ele alip öyle inceleyip bir sonuca variyorlar.

Yine tabii liman kenarinda bir yer verildi onlara ama simdiki bulunduklari yerden 1-1,5 km daha ileride kirmizi isiklarini yakmalarina müsade edildi.

Bu olay esasinda cok önemli bir olaydir. Bu gün tarihi Pompei sehrinin kalintilari arasinda dolasirken, o zamanlardan kalma hayat kadinlarinin nerede olduklarini gösteren reklamida görürsünüz; Efes Harabelerinde oldugu gibi. Denizci 3 ay karaya ayak basmamis, gemi limana yanasinca gemiciler karaya ayak basinca hemen ilk olarak solugu burada " Kirmizi Isiklar" 'da aliyorlar ve havalari indirilmis futbol topu gibi iniveriyorlar...

Bugün bisiklet ile dolastigimizda ( 5 saat) gördük ki bu bölge muhtesem bir gelisme kaydetmis ve eski binalar son derece DIS cephelerinin otantik güzellilerine sadik kalinarak restore edilmis. Yeni yapilan binalar ise hic bir sekilde diger binalarin arasinda SIRITMIYOR.

Daha lise yillarinda, Beyoglu'nda eski Fransiz yapilarini arar, binalarin DIS cephelerinin görünüslerini tarihi eser gibi incelerdim halende inceliyorum. En son gelisimde Tünel'deki kalan binalari adeta gözlerim ile oksadim, Tünel'den Taksim meydanina kadar yürürken gözlerim vitrinlerde degil binalardadir. Yeni mimarlarin, yeni gencligin nisbeten olsun bazi zevklere, eski binalardaki estetige, o evin mimarinin saygisina olsa gerek daha bir dikkatliler. Hemen yikalim, 8 katli bina yapalim degil, binayi koruyalim, restore edelim görüsündeler kanaati icindeyim.

20 sene önce Paris'e giden bir kisi, 20 sene sonra tekrar Paris'e geldigi zaman biraktigi Paris'i bulabiliyor ama ben 30 sene önce biraktigim Istanbul'u, ilk göz agrimi, ilk sevdigimi taniyamiyorum. Saci basi daginik, bir türlü derli toplu bulamiyorum, göremiyorum kendisini...