zaterdag 22 augustus 2009

ÖNEMLi OLAN NiYET




ÖNEMLi OLAN NiYET…
 
 
1985 in güzel bir yaz ayi, Yunanistan’dayiz. Cocuklugumuzdan beri Yunan böyle, Yunan söyle diye bir bükülmüslügümüz var bir yandan, diger yandan ailenin baba tarafi Selanik’ten. Böyle ikilemli bir sekilde ilk defa olarak Yunanistan’i geziyoruz. Mûmkün oldugunca Selanik ve etrafini detayli bir sekilde gezmeye calisiyoruz. Sanki bir an babannemin cocuklugunu, kimbilir belki Atatürk’ün cocuklugundan bir parcayi yakalayabilecekmisim gibi oluyorum. Define avcilarinin tükenmeyen hirslari ile adeta dolasiyoruz.
Selânik’te ister istemez bir tuhaf oldum. Makami cennet olsun, babaannemin bana cocukken anlattigi, Selânik’te olmak , bir an saka gibi ama gercek. Onun cocuklugunun gectigi genc kizliginin gectigi bu güzel sehirde olmak, bu coskulu an, bir an ister istemez gözlerime hucüm etti. Demek bu sehirde dogdu, bu sehirde büyüdü, bu sehirde dolasirken kendisini Paris’te gibi hissetmis olmali ki;
- Bir ayakkabilarim vardi Yavuz, Allah seni inandirsin tokali böyle, tokasindaki tas ise ne güzel di, bilemezsin. Sahilde yürürken o elbiselerim ile… diye anlatan o yasli kadin, bir an adeta o döneme gidip,
- Paris’ten gelen son moda elbiseleri vitrinlerde bakmaya doyamazdik, hele o sapkalar… Böyle hatiralarini anlatirken demek ki zevk ile ve merak ile dinlemis olmaliyim ki bu sehirde yabancilik cekmiyorum tam aksi bir seyler beni buraya ceker gibi adeta.

Öglen olmus esim, kizim acikmisiz, tam sahilde, cici bir lokanta bulduk. Tertemiz, neler yiyelim diye düsünürken bir baktik tüm yemek cesitleri, güzel bir sekilde tepsilerde presente edilmis olarak muftak önündeki dolapta duruyor. Biz kendi aramizda neler isteyelim derken, lokantanin sahibi, bize o tatli Rum aksanli Türkce ile, " Hosgeldiniz " dedi. Istersek bize begendiklerimizden birer kücük porsiyonlar getirebilecegini söyledi. Bizde kendimizden gecip siparsileri verdik. Ailece, kendimizden gecerek te masallah sildik süpürdük. Güzel yemekler icin tesekkür edip hesabi istedik, hesap geldi, elimi cebime attim ama birden aklima geldi hic Yunan paramiz yoktu. Özür dileyip durumu anlattim, isterse dolar ile ödeyebilecegimi söyledim.
- Siz simdi benden birer cay icin, daha sonra güzelce dolasin, müsait bir bankada biraz para bozdurunca gelip ödersiniz, dedi.
Öyle rahat bir sekilde anlatti ki ve bizleri de öyle rahatlatti ki hic itiraz etmedik, dedigini aynen yaptik, paramizi bozdurduktan sonra gelip ödedik.

Atina’da PLAKA denilen turistik ama bir o kadarda güzel semtte dolasiyoruz, bir iki hatira esya alalim dedik, aramizda konusup ne alalim deyip bir tabaga baktik yanimiza sonradan dükkan sahibi oldugunu anladigimiz orta yaslica bir bey gelip,
- Istanbul’danmi?
Diye sordu, Istanbul’lu oldugumu, Bakirköy’de oturdugumuzu söyledim. Ve 40 yillik dost gibi basladik konusmaya, yillar önce, yanilmiyorsam Istanbul’daki o maalesef esef verici dönemde, Istanbul’dan kopartilmis. Yanilmiyorsam 6-7 Eylül 1955 yilinda ki yürüyüs sirasinda gelisen olaylar ertesi, gitmek daha dogrusu kopartilmak zorunda kalmis.
Epey konustuk. Benimde baba tarafimin Selanik’ten gelmis oldugunu anlatinca ikimizinde bir ortak noktasi oldugunu hissetmis, konunun icine ister istemez girmistik. Uzun uzun konustuk, kimi zaman onun gözleri doldu, bana SIK SIK Taksim’i, Beyoglu’nu, Bakirköy’ü ve Samatya’yi anlattirdi. Ben anlattikca o adeta anlatilan yerlerin havasini soluyordu.

Daha sonra alisverisimiz yaptik, tabii aldiklarimizin bazilarini yerine koydurdu,
- Onlari almayin, yaramaz, bunlardan alin, cok daha iyi, gibi yardimlari ile alis verisimizi yaptik. - Simdi siz aliskanlik olarak ister istemez benim ile pazarlikta edeceksiniz…, deyip gülmeye basladi, bizde onunla beraber gülüstük. Ve güzelce bir ikram yapti. Ögle olmustu, biz kendisinden bir lokanta adi veya yer tarifi istedik,
- Cocuklar, siz siz olun böyle yerde semt esnafinin gittigi yerde o kücükce ama sirin lokantalarda yemek yiyin, hem günlük taze olur hemde o havayi hissedin., dedi.
Hakliydi, öyle yaptik semt esnafinin gittigi lokantaya gittik. Tabaklari tertemiz yaptik. Yemek sirasinda kulagimiza arasira gelen Türkce kelimeler ile birbirimize bakistik.

Düsmanlik, düsmanliklar bir ömür boyu hatta hatta kiyamete kadar sürdürülebilir. Getirecegide, üzüntü, kin, nefret, öldürme arzusu, yok etme hissi… Her taraf siyahlara boyanabilir hemde simsiyaha. Istenilen bu mu olmali?

Önemli olan niyet, hatasiz sadece bir Allah’tir deyip, gecmisin köklerine inmenin bir alemi yok. Getirecegide gözyasi ve eski yaralarin depresmesi. Tam aksi, gecmisin üzerine usulca tertemiz bembeyaz bir örtü cekip, üzerine de bir kücük vazo ve icine de güzel cicekler koyup, o masanin etrafini cevirip, hep beraber bir seyler yeyip, icip, sohbet etsek, konussak, kahvelerimizi icerken sekerlimi orta mi olacagini sorsak, tabii kahvenin Türk kahvesimi yoksa Yunan kahvesimi, Rakinin Tûrk mü, Yunan mi, Lokumun, türk mü yoksa Yunan mi oldugunu aptalca tartismadan. Sen mi buldun ben mi buldum yerine bunlar bu Ege’nin ürünleridir. Bu havayi soluyanlarin buldugudur, nu havayi icine cekenlerin yaptigidir. Kisacasi her iki yakanin insanlarinin ortak ürünleridir, demeliyiz.
Önemli olan niyettir, agac gencken nasil yetistiriliyor, rüzgarina dikkat ediyormusun, suyunu ne kadar veriyorsun. SIK SIK o agaci kontrol ediyormusun, bakimini yapiyormusun ? Iste, daha sonra alacagin meyvalarda gecmiste vermis oldugun bakima baglidir…
 

2 opmerkingen:

  1. bence bu yazıları imrenerek okuyorsak, utanmamız gerekir. Bende bir selanik doğumlu olarak sizi takdir ediyorum bu yazınızdan dolayı.

    BeantwoordenVerwijderen
  2. Tesekkür ederim, beni mutlu ettiniz.

    BeantwoordenVerwijderen